Türk siyasetinin görünen yüzünde resmi ve yasal siyasi partiler, dev şirketler ve hatta üniversiteler olsa da, Türkiye’deki hemen her büyük olay, tüm bu görünen yapıları aşan çeşitli güç odaklarının varlığına dair bir okumayı da mümkün kılıyor.
Görünenin arkasındaki bu yapılanmaları, “derin devlet(ler)” olarak tanımlayanlar olabileceği gibi “bürokratik klikler/klikler” olarak tanımlamak da mümkündür. “Derin devlet” kavramı Türkiye’den ABD’ye bile ihraç edilmiş olsa konuyu ABD medyasında tartışıldığı gibi salt, iktidardaki partinin işini zorlaştıran askeri ve bürokratik yapı olarak ya da biraz daha popüler tanımıyla, her şeyi kontrol eden mistik bir gizli el olarak tanımlamak mümkün değil. Türkiye gibi devletlerde, derin devlet/devletleri ya da bürokratik klikleri/klikleri yine devlet gücünü kullanan ama kullanırken yasal çerçevenin dışına çıkılan yerlerde aramak isabetli olur.
Devletin içinde yer edinebilmek yani klikleşebilmek için önce devletin, kendi koyduğu hukuk sisteminin dışına çıkıyor olması ve sivil ve/veya illegal unsurlarla temas etmesi gerekir. Bu anlamda;
-Darbeler, hukuk sisteminin dışına çıkılmasıdır.
-Örtülü operasyonlarda kullanılan bazı siviller ya da illegal yöntemler hukuk sisteminin dışına çıkılmasıdır.
-Halk ayaklanmalarını organize etmek, terör gruplarının ya da destekçilerinin fiziken cezalandırılmalarını sağlamak, hukuk sisteminin dışına çıkılmasıdır.
-Özel askerî şirketlerin yurt dışında belli amaçlar için kullanılması, hukuk sisteminin dışına çıkılmasıdır.
-Yurt dışında yapılan bazı askerî operasyonların ekonomik, siyasi destek faaliyetlerinin bir kısmı, hukuk sisteminin dışına çıkılmasıdır.

Kısaca klikler; devletin kendisini “fail olarak göstermek istemediği” bir konuda, hukuk çizgisinde doğmaya başlar ve hukuk çizgisinden uzaklaştıkça kriminal alana doğru genişleme potansiyeli taşır. Bu nokta bizim için önemli zira klikleri belki de standart suç örgütlerinden ayıran temel özellik budur.
Mafya gibi yapılar, devletin dışında ve para/güç edinmek amacıyla kurulup sivil alandan devlete doğru genişleme eğilimi gösterirken, bürokratik klikler/derin devlet(ler), devletin içinde ve çok büyük ihtimalle (en azından kalıcılık sağlayanlar için) “büyük bir ideale ulaşmak/devleti korumak/beka sorununu ortadan kaldırmak” vb için kurulurlar ve sivil/illegal alana doğru genişlerler.
Ancak bu ilk hedef, örneğin, devleti koruma hedefi, organizasyonel ve operasyonel yetkinliğe ulaşılır ulaşılmaz, ekonomik ve siyasi gücü de beraberinde getirir ki işte hukuk çizgisinden hızla uzaklaşılma noktası tam da burasıdır. Yani mafyatik bir yapının asla ulaşamayacağı/uzun süre kullanamayacağı şey, “devletin bilgi ve yetenek havuzundan beslenebilme ayrıcalığıdır!”
Bu ayrıcalıklar, çok kısa sürede büyümeye ve adeta para içinde yüzülmesine sebep olabilir. Çoğu durumda hukuk sınırının dışına çıkıldığı anda otomatik olarak holdingleşme de yaşanır ki eski askerler, eski istihbaratçılar, eski emniyetçiler ya da atılanlar, hızla buralarda istihdam edilebilir ve istihdam edilen her kişi aslında kliğin imkan kabiliyet havuzunu besleyen bir girdi görevi görür.

Bu girdiler çok önemli, çünkü bu tarz kliklerde normal insanlara yer ve rol yoktur. Gelen kişinin organizasyon ve operasyon kabiliyeti esastır. Bunun anlamı basittir: 85 milyonluk Türkiye’de, kliklerin oluşum aşamasında görev alabilecek kişi sayısı, birkaç binden fazla değildir. Bu potansiyel yetenek havuzunun yönetici kadrosu ile operasyon kadrosu da aynı değildir. Bu yüzden devletin içinde hukuk dışı alana çıkma kararı alabilecek kadar üst düzey olunması şarttır.
Demek ki yönetici kesim; ya askeriyenin ya istihbarat topluluğunun ya da emniyetin üst kademelerinden başlar. Operasyonel kadro da bu yapıların alt kadrolarından oluşur. Siyasiler, akademisyenler, alt ve orta kademe bürokratlar vs kliğin kurumsallaşma aşamasına geçtikten sonra, çoğu zaman da ideolojik yakınlık temelinde, kliğe katılırlar. Zaten kliğin kalıcı olmaya başlamasından sonra kadrolar hızla sivil alana açılmak zorundadır zira ortada legal olarak yönetilmesi/maskelenmesi gereken para ve etki alanını genişletmek için kullanılacak bir nüfuz vardır.
Kliklerin Büyümesi, Rekabet ve İşbirliği
Bir kez paraya, güce ve devletin imkan kabiliyet havuzuna erişim sağlayan gruplar, kısa sürede klik çıkarlarını maksimize etmek için, savunma sanayi ekosistemi gibi devletin “giriş ve varoluş iznine” tabi olan alanlarda yayılmaya başladıkları gibi, devlet içindeki elemanları sayesinde illegal alanda da işler yapmaya ve aynı zamanda elde edilen gelirlerini kullanarak ve yasal gelir/nüfuz imkanları elde etmek için üniversite, holding, medya, reklam gibi alanlarda faaliyet göstermeye başlarlar.
Artık bir ayağı devletin güvenlik bürokrasisinde diğer ayakları medyada, üniversitede, finans sektöründe olan adeta birer “ahtapota” dönüşürler. Bu yapılar, doğal olarak kendileri gibi benzer yollardan geçen başka kliklerle rekabet etmeye, fırsat bulduklarında onları yok etmeye uğraştıkları gibi, belirli şartlar altında “işbirliği” yapmaya da başlarlar. Aynı yolun yolcuları olarak, her ne kadar farklı görünseler de, bu yapıların bir araya gelmesi ve işbirliği yapması, sanılandan kolaydır; yeterki doğru motivasyonla hareket edilebilsin.
Elbette bu kliklerin “operasyonel yetenekleri” sadece yurt içinden değil, yurtdışından da taleplerin oluşmasına ve kliğin “uluslararasılaşmasına” sebep olur. Bu talepler, basit kaçakçılık organizasyonundan, belli hedef kişilerin ülke içinde takip tarassutuna ve hatta imhasına kadar farklılık gösterebilir.
Özellikle Türkiye’deki yaygın varlığı bulunan devletlerin ya da Türkiye’nin mevcut ve potansiyel yayılma alanlarında emelleri olan devletlerin istihbarat örgütlerinin ve iltisaklı yapıların bu kliklerle ilişki kurmadığı düşünülemez. Bazı klikler, ideolojik yakınlık ve yakınlığa dayalı koruma sağlamak ya da belli sektörlere erişim akreditasyonu almak için yabancı devletlerle ilişki içine girerler.

Bu nokta da bizim için önemli, zira kliklerin izlerini arayacaksak, sadece mafyada değil, dış kaynaklı sermaye hareketlerinde ya da yabancı devletlerin Türkiye’de verdiği izinlerde de aramak gerekir. Örneğin, Sırbistan’dan silah ithal eden birinin/grubun Sırbistan’dan ithalat iznini almak için başka hangi devletlerin akreditasyonuna sahip olması gerektiğine de bakmak gerekir.
Böylece yoğun bir “dış güç” etkisi tespit edilmiş olur. “Dış güç” tamlamasını özellikle yazdım zira son dönemde, kendisine muhalif diyen sözde gazeteci, özde sosyal medya etkileyicisi bazı kişiler, “dıj güjler” diyerek kendilerince yaşanan olayları küçültmeye çalışıyorlar.
Oysa Türkiye büyüklüğünde ve öneminde olan bir devletle ilgili analiz yapıyorsanız, belli bir miktarın/ölçeğin/yeteneğin üzerindeki her şeyin ardında bir dış güç etkisini/yönlendirmesini analize katmak gerekir. Aksi halde İsrail’in İran’da oluşturduğu hücreleri ve bombalar patlarken İran’ın dört bir yanındaki akademisyenlerin, bilim adamlarının, dini liderlerin nasıl bir ustalıkla öldürüldüğü de anlaşılmaz.
Hele söz konusu olan devlet Türkiye’yse her taşın ardında değil, taşın hayalinin ardında bile bir yabancı gücün olabileceğini düşünmeden ayakta kalmak imkansızdır. Anadolu’yu son Türk yurdu olarak gören herkesin, dış güçler konusunda, uyanık olmasını tavsiye ederim.
Kliklerin Artan Faaliyetlerinin Sebebi ve Devlet İçinde Başlayan Taze “Klikleşme”
Son dönemlerde hayatın akış hızının arttığı konusunda sanırım herkes hemfikir. Fon Krizi başta olmak üzere yoğun bir gündem var ve hemen her gün Yeni Parti mahfillerinde çeşitli açıklamalar, suçlamalar, iftiralar üretiliyor.
Yeni Parti’nin ortaya koyduğu iddialar, kendilerine gazeteci diyen ama aslında sosyal medya etkileyicisi olan ve karanlık ağlarla bağlantılı olduğu düşünülebilecek pek çok kişi tarafından anında köpürtülüyor. Böylece hem Ekrem İmamoğlu ve onlarca belediye başkanının içine düştüğü bataklık tartışılmıyor hem muhalif toplum kesimlerinin bir arada durması sağlanıyor hem de iktidara karşı yürütülen “yıpratma savaşı”na uygun olarak genelde AK Parti ama özelde Erdoğan Ailesi, tartışmaların merkezinde tutulmuş oluyor.
-Daha detaylı bir analiz için şu yazımı da okumanızı dilerim:
https://www.analizyorum.com/2026/09/07/bilal-erdogan-karsiti-cephenin-aparati-olarak-yeni-parti/
Buraya kadar her şey normal bir muhalefet-iktidar mücadelesi olarak yorumlanabilir ancak öyle olmadığını bizzat Özgür Özel söylüyor.
Özel’in anlatımına göre AK Parti içinden birileri kendilerine bilgi ve belge yağdırıyor ve hatta aynı kişiler kendilerine bazı konuların gündeme getirilmesi için ricada bulunuyorlar. Yani Özel diyor ki AK Parti içinde bir çatışma var ve gruplardan biri/birkaçı, Yeni Parti aracılığıyla kendilerine avantaj sağlamak istiyorlar.

İşte bu nokta önemli, zira ne demiştik başta, “derin devlet/bürokratik klikler/klikler, devletin hukuk sınırının içinde oluşmaya başlar ve hukuk sınırından uzaklaştıkça kriminal hal alır.” İşte bugünlerde yaşanan şey de tam olarak bu gibi görüyor.
90’lardan beri doğup, büyüyen kliklerin yanında şimdi de AK Parti içinden birilerini içine alan ve daha büyük bir plan için hareket eden, bu amaca ulaşmak için de ellerindeki bilgileri/belgeleri halkı kışkırtmak, kitleleri germek, Yeni Parti üzerinden AK Parti’ye ama özellikle Erdoğan Ailesine saldırtmak için kullanan “yeni bir klik” var!
O halde yine en başta bahsettiğimiz gibi bu grubun bir “yetenek havuzu” da var olmalı. Zira devletin elindeki bilgi ve belgelere erişmek bir imkan meselesiyken bu bilgi ve belgeleri taktik seviyede kullanmak da operasyonel bir yetenektir.
Yeni Parti gibi muhalif olduğunu iddia eden ama çeşitli kliklerin etkisi altında olduğunu düşünmemiz gereken bir partiyi yönlendirebildiklerine göre oldukça organize olmuş bir yeni klikle karşı karşıya olduğumuz düşünülmeli. Yeni Parti’yi “etkiyebilmek/yönlendirebilmek” diyoruz zira en küçük siyasi parti bile kaynağına ve belgeye “güvenmeden” kendisine aktarılan bilgileri ve belgeleri bu derece pervasız şekilde kamuoyuna açıklamaz.
O halde ortada bir “işbirliği” de olmak zorunda.
İşte tüm hikayeyi Türkiye açısından riskli hale sokan şey bu! Belki AK Parti iktidarında ilk kez, geçmişte kurulmuş klikleri “bir araya getirebilen yeni bir kliğin” doğmuş olma ihtimali. Zira böyle bir klikleşme varsa bu, sağdan ve soldan, birbirine hiç benzemeyen yapıların “imkan ve kabiliyet havuzlarının” birleştirilmesi anlamına gelir ki bu da çok ama çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu gösterir.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması (7 Ağustos 2026) ve Üç Müslüman Hilali
Tehlikeyi çok ama çok büyük olarak tanımlamamım ana sebeplerinden biri, dünyanın ve bölgenin içinden geçtiği kritik süreçte ve yabancı devletlerin tüm dikkatlerini Türkiye’ye çeviren bir gelişme olarak, Mekke Ortak Savunma Antlaşmasının imzalanması ve Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’ı aynı mevzide buluşturması.
Ancak bu anlaşma sadece bu 3 devlet için kurulmuş bir ittifak olamaz! Küresel rekabet ve jeopolitik gerçekler bu ittifakın, Kuzey Afrika’dan Türkistan’a ve Güney Asya’ya kadar tüm Türk-İslam coğrafyasının bir ya da bir kaç yapı altında, “ortak bir cephe”ye dönüşmesini zorunlu kılıyor.

Ana çatışmanın ABD-Çin arasında olduğunu da analize katarsak Mekke Ortak Savunma Anlaşması sebebiyle, Rusya’nın ve Çin’in, bu gelişmenin önünü kesmek için adım atmak zorunda olacaklarını tahmin etmek zor değil. Rusya’nın son 200 yıldır Türkiye’de çok boyutlu bir varlık gösterdiği gerçeği ortada dururken Çin’in Türkiye’de, görece olarak, daha küçük varlık gösterdiğini biliyoruz.
Ancak Çin, siber alan başta olmak üzere çok güçlü enstrümanlara sahip bir devlet. Üstelik çeşitli gazetecilerin Çin’de ağırlanmasıyla başlayan sürecin, kurumsal olarak devam edeceğini ve Çin’in bundan sonra Türkiye’de çok daha fazla etki yaratmak isteyeceğini tahmin edebiliriz.
Zira Mekke Anlaşması, ister istemez Çin’i, bu anlaşmayı etkisizleştirmek ve genişlemesini de engellemek için aksiyon almak zorunda bırakacak. Bu konuda Prof.Dr. Ali Arslan’ın “Üç Müslüman Hilali/Türkiye’nin Diriliş Stratejisi” kitabını ve diğer kitaplarını mutlaka okumanızı dilerim. Böylece tarih boyunca Çin’in küresel yayılma stratejisini Türklerin nasıl engellediğini görme şansına sahip olacağımız gibi Türkiye’nin potansiyel genişleme hatlarını da kavramış oluruz.

İşte, Mekke Ortak Savunma Antlaşmasının ve model olarak Türk-İslam Dünyasına yayılmasının konuşulması gereken bir dönemde, devlet içindeki taze bir klikleşmenin Yeni Parti’yi araçsallaştırarak ve 90’lardan doğan ama hala ayakta olan, başka klikleri de bir araya getirerek Erdoğan Ailesi sonrasına dair bir dizayn çabası içinde olduğunu görüyoruz.
Erdoğan Ailesi sonrası diyorum zira Mekke Antlaşmasının potansiyelini ve Türkiye’nin Türk-İslam coğrafyasına doğru nüfuzunu genişletme çabasını engellemenin en kolay yolu, Recep Tayyip Erdoğan dönemini Erdoğanizm adı altında bir parantez dönemi haline getirmek ve yerine de Türkiye’yi sadece mevcut sınırlar içinde hayal eden AK Parti içinden bir grup ile Yeni Parti gibi muhalefet iddiasındaki yapıların kısır çekişmesine dayalı bir yapı kurmak.

Yani Türkiye’yi 90’lara döndürmek!
Erdoğan parantezini kapatma isteği o kadar stratejik bir noktada ki Sayın Cumhurbaşkanımızdan sonra hiç kimse Türkiye’nin ufkunu Türkistan’dan Afrika’ya kadar uzatmasın diye her olayın içine, ilgili ilgisiz, Sayın Bilal Erdoğan’ın da ismi karıştırılıyor.
Görünen o ki bu durum değişmeyecek ve ya Erdoğanizm parantezi kapatılacak ya da Sayın Bilal Erdoğan, Türkiye’nin ufkunu genişletmek için adım atacak ve Mekke Ortak Savunma Antlaşması da Güney Asya’ya ve Türkistan’da kadar uzanacak.
Kliklerin Panzehiri: Devleti Güçlendirmek
Türkiye, çok kritik bir eşikten geçerken, Fon Skandalı başta olmak üzere, doğrudan Sayın Cumhurbaşkanımızla ya da Ailesiyle ilgisi olmayan her sorunun “bir sistem” sorunu olarak gündeme taşınması bir tesadüf değil.
Türkiye, özellikle, Suriye’nin Esad rejiminden kurtulup, bütünlüğünü korumaya başladığı 2024 sonundan beri, yoğun bir baskı altına alınmış görünüyor. Ön planda çeşitli muhalif gruplar görünse de arka planda asıl kavganın devletin içine yerleşmiş klikler vasıtasıyla yürütüldüğü bir gerçek.
Bu anlamda Türkiye’nin bugünkü sorunu ne sadece ekonomik sorunlar ne de Fon skandalı. Bugünün en can alıcı sorunlarından biri, devletin derinliklerine çok uzun zaman önce yerleşmiş bazı kliklerin çok büyümesi ve cari dönemde AK Parti içindeki bir yeni klikle işbirliği içinde olması.
Bu işbirliği büyük sorun zira, Türkiye’yi ve Türkiye’nin Türk-İslam Dünyasına doğru nüfuz etme arzusunun önündeki en büyük risklerden biri bu: İç cephenin kırılganlığı. Bu kırılganlık Türkiye’nin karşısında yer alan her devlet için bir fırsat doğuruyor.
Doğal olarak Türk devletinin, bugün için acil hedefi, kırılganlık üreten kliklerle mücadele etmek ve devleti güçlendirmek olabilir. Ancak bu mücadeleye başlanacak yer, doğası gereği, klikleşmelerin uç verdiği, gri alanların ortaya çıktığı kurumlar ve onlara yön veren kişiler.
Şayet AK Parti içinde, Yeni Parti’yi araçsallaştıran klik ve ilişkiler ağı çözülürse Türkiye yarınlarına umutla bakabilir ve zamanın gerektirdiği hayati konulara çözüm üretebilir. Klikleşmenin önüne geçilirse bu aynı zamanda güvenlik bürokrasisinin de güçlenmesi ve çok başlılık görüntüsünden kurtulunması anlamına gelir. Devletin içindeki klikleşme faaliyetleri son bulursa milli savunma ve dış politikada da ivme kazanılacağı aşikar.
Aslında yanı başımızdaki İran bizim için çok değerli örnekler sundu. İç cephesini kırılganlaştıran devletlerin içe doğru çöktüğünü gördük. O halde gün, sorunun kaynağına inmek ve devleti güçlü kılma günüdür. Bu yapıldığı anda Türkiye’nin yeni ittifaklar kurması, savunma sanayini geliştirmesi ve geleceği yakalaması mümkün olacaktır.

Büyük bir devlet olarak Türkiye’nin “operasyonel yeteneğe” sahip hiç bir illegal yapıya izin vermemesi, egemenlik hakkının gereğidir. Operasyonel yeteneğe sahip kliklerin başıboş bırakılması durumunda Türkiye bir gün Fon skandalıyla, başka bir gün bir maden kazasıyla(!) ya da asker kaybıyla sonuçlanan bir kazayla(!) uyanabilir ve yıpratma savaşlarında olduğu gibi her gün kan kaybeder.
Tayfun Şahin, 16 Eylül 2026

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.
- Devletin “İmkan Kabiliyet Havuzu”na Sızan Kliklerin Yeni Hedefi: 90’lara Dönüş
- Gürsel Tekin’in Sırtını Hedefleyen Kanlı Hançerler
- Bilal Erdoğan Karşıtı Cephenin Aparatı Olarak “Yeni Parti”
- Bir radikalleştirme hikayesi | Özgür Özel ve ortakları CHP’lileri suça sürüklüyor
- Özgür Özel’e Genel Merkez Binasından Kaçması İçin Fırsat Verilmeli
