“Adı olmayan şey yoktur!” O halde birbirini anlamanın ilk koşulu da şeyleri “adıyla” çağırmak, “adını” koyarak konu etmektir. Sanırım, bağımsız Türk yargısının verdiği “mutlak butlan” kararı sonrasında kafaların hala karışık olmasının sebebi bu: “Şeylerin adını koyamamak!” Belki de bu yüzden CHP Genel Merkezi’nden ayrılmayan ve CHP’lilerin aidatlarını, alın terlerini, bedelini ödemeden kullanmaya devam eden Manisa Milletvekili Özgür Özel, hala kendisine CHP Genel Başkanı denmesini istiyor, kitlelere CHP Genel Başkanı olarak çağrılarda bulunuyor.
O halde zihnimizi bulanıklıktan kurtarmak için bu hikayenin taraflarının adını koymakla işe başlamalıyız. An itibariyle Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Halk Partisinin meşru, seçilmiş Genel Başkanıdır. Özgür Özel ise sadece Manisa milletvekilidir. Yani aralarında halef – selef ilişkisi olmadığı için “uzlaşsınlar, bir araya gelsinler, partiyi beraber yönetsinler vb.” tüm öneriler, iyi niyetli olsa bile, anlamsızdır.
Üstelik, Manisa Milletvekili Özgür Özel ve yakın çalışma arkadaşlarının neredeyse tamamı hakkında rüşvet, irtikap, yolsuzluk, rüşvete aracılık etmek gibi çok çeşitli iddialar bulunuyor ve bu iddiaların kısa vadede ortadan kaldırılması, sonunun gelmesi de çok olası değil. Muhtemelen her başlayan gün de yeni bir iddiayla karşılaşacağız. O halde analiz yaparken “iki eşit güçten” bahsedemeyeceğimiz ortaya çıkmış olur. Aynı eşitsizlik “ahlaki üstünlük” noktasında da ortaya çıkar zira “mutlak butlan” kararı, Özel ya da ekibinin 38.CHP Kurultayında hukuksuzluk yaptığını tescilledi. Yani bir yanda suçlular var diğer yanda ise hakkı gasp edilmiş, ihanete uğramış bir Genel Başkan var. Mahkeme kararında özetle:
- Delege iradesi sakatlandı
- Para, iş, adaylık ve başka menfaatler, vaatler belirleyici oldu
- Delegenin verdiği oylar denetlendi, iradelerine ipotek konuldu
- Parti içi demokrasi ve eşitlik ilkeleri ihlal edildi,…
Peki bunları yapan kim? Manisa Milletvekili Özgür Özel ya da onun Genel Başkan olması için çalışan arkadaşları!
İşte bu gerçeğin adını koymak, bundan sonraki adımların nasıl ve hangi tonda olması gerektiğini belirlemek açısından kritik öneme sahip. Zira ad doğru konulmazsa atılacak adımların dengeli olması da beklenemez.
Bu nokta önemli zira otomatik olarak karşımıza 2 farklı senaryo kendiliğinden çıkıyor.
- Gerçeğin adını koymak ve harekete geçmek
- Gerçeğin adını koymaktan çekinmek ve yavaş hareket etmek
Gerçeğin adını Özgür Özel ve arkadaşlarının, CHP Genel Başkanlığını “gasp ettikleri” şeklinde koymanın doğal sonucu, mahkemenin verdiği karar gibi: “mutlak butlan”dır. Yani “yok/hükümsüz sayma!” Özel ve ekibi “bir kez yok sayıldığında” Sayın Kılıçdaroğlu için de yol haritası ortaya çıkmış olur: Bir Genel Başkan rutin olarak ne yaparsa onu yapmak!

Yani Kılıçdaroğlu’nun kim, ne der kaygısı gütmeden, yasaların ve tüzüğün imkan verdiği şekilde “genel başkanlık gücünü” kullanması ve hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde partisini yönetmesi. Örneğin Kurban Bayramını idrak edeceğimiz gerçeği ortada olduğuna göre “diğer partilerle bayramlaşma” programının yapılması zaruridir. Hem de Müsavvat Dervişoğlu’nun “manidar” bulacağı beyanına rağmen! Çünkü siyasetin bir numaralı kuralı bellidir: Rakibin gündemine göre değil kendi gündeminize göre yol almak. Konu özelinde “Dervişoğlu’nun dediğini yapmamak!”
Rutin oluşturmak sanılandan çok daha değerlidir zira “normalleşmeyi” hızlandırmak için ikirciksiz, amasız, tereddütsüz yasal yetkilerin kullanılması gerekir. Yani bir il/ilçe başkanı “haddini aşarak” CHP Genel Başkanı olarak Özgür Özel’i kabul ettiğini söylüyorsa “görevden alınmalıdır.” Bu kadar basit.
Hemen bazı siyaset esnafları bu yöntemin “gerginlik arttırıcı” olduğunu söyleyeceklerdir ancak asıl yanılgı budur. An itibariyle gerginliği yaratan ve büyüten “belirsizliktir.” Bu belirsizlik de CHP tabanının “manipüle edilmesinin” yolunu açmaktadır. Örneğin Manisa Milletvekili, CHP tabanını hedef alarak CHP Genel Merkezinde açık hava konuşmaları yapmaktadır. Ancak tabanın arkasında olmadığını bildiği için TİP, Zafer Partisi gibi küçük ve marjinal partileri sürekli alana sokmaktadır.

Televizyon başında konuşmayı izleyenler sanıyor ki orada CHP’liler var. Oysa CHP tabanı Türkiye’nin hiçbir yerinde alanlarda değil! Alanlarda olmadığını en iyi İmamoğlu/Özel klikleri bildiklerinden kendilerine bağlı medya yapılanmasını maksimum seviyede çalıştırıp, analiz adı altında CHP tabanını kandırmaya çalışırken, sosyal medya platformlarındaysa çok büyük trol ordularıyla halka yanlış bilgileri boca ediyorlar. İşte asıl gerginlik buralardan doğuyor. Durumun/şeylerin adı konmadığı için “ikili bir yapı” kendiliğinden ortaya çıkıyor. Oysa olması gereken “ikili yapı” oluşmadan CHP kurumsal kimliğine sahip çıkmak ve partiyi yönetmek.
CHP Genel Merkezinin İşgaline Son Verilmeli mi?
Özgür Özel, gelinen noktayı “darbe” olarak nitelendiriyor. Otobüsün üzerine çıkınca da esip gürlüyor ancak gözden kaçırdığı bir şey var. Özel, 19 Mart 2025’ten beri, aralıksız olarak aynı konuşmayı yapıp, aynı şarkıyı söyleyip, aynı cep telefonu ışığını açtırıyor. Ve gördük ki bu aşırı kullanım artık “afyon etkisi” yapıyor kitlede. Coşkuyu artırmak yerine coşkuyu öldürüyor, kitleyi birleştirmek yerine dağıtıyor.
Bunda Özel’in hitabetle “aynı tonda bağırmayı” birbirinden ayıramamasının çok etkisi var. Özel, berbat bir entelektüel olmasının yanında çok ama çok kötü bir hatip. Üstelik kitle psikolojisi hakkında da hiç bir şey bilmiyor. Bilmediği için olsa gerek dün (22 Mayıs) yaptığı konuşmada 2 şey söyledi:
- Artık Genel merkezde yatacakmış
- Bayramdan sonra bir şeyler yapacakmış.
İlkini sanırım “bir savunma stratejisi sanıyor ve ergenlikten çıkamadığından olsa gerek Ali Mahir, Veli Ağbaba, Burhanettin Bulut gibi arkadaşlarıyla muhabbet ederken, dışarıdakilerin “toplantı yapıyorlar herhalde” demesini bekliyor.
İkinci mevzu ise biraz karışık zira şöyle bir tavır ortaya çıkmış gibi: “Bu bir darbedir. Darbeye boyun eğmeyeceğiz! Ama bayramdan sonra!” Bu ilginç tavrı Saraçhane’de de gördüğüm için artık şaşırmıyorum. Özgür Özel, tam bir birikmiş öfkeyi tahliye etme ustası! Siyaseten yanlış fakat neden bu yanlışı yapıyorsun diyecek halim yok. Yanlış yapmaya devam et diyeceğim bu yüzden.
Ve bir kez daha anlıyoruz ki Özgür Özel’in ve ekibinin hiç ama hiç bir planı yok! Olması da mümkün değil. Bu yüzden bilinçsiz bir şekilde “sözün, hareketin gücüne yatırım yapmak yerine görüntüye yatırım yapıyorlar ve CHP Genel Merkezini işgal ediyorlar.” Akıllarında tek şey var: “Polis müdahale etsin, alandaki küçük sol gruplar olay çıkarsın ve Özel de mağdur olsun!” Aranızdan bazılarının şöyle dediğini tahmin ediyorum: “Bu kadar basit olamaz!” Ben de cevaben diyorum ki “Kırmızı kart gösterip iktidar olacağını düşünen biri var karşımızda!”
Özgür Özel, CHP Genel Merkezi’nden Bir Gece Ansızın Kaçacak
Bugünün en büyük önceliği CHP Genel Merkezinin işgalden arındırılması değil, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tüm yetkilerini kullanması ve iki başlılık görüntüsü vermemek için Özgür Özel’i “yok sayması”.
Zira Özel, kendini Genel Merkeze kilitleyerek aslında tüm hareket imkanını yok etti. Artık Özel, CHP Genel Merkez Binasının dışında hiç bir etkiye sahip olamayacak çünkü kendisini binaya kilitleyerek tam savunma pozisyonuna geçti; kendini kaplumbağaya dönüştürdü. Oysa siyaset sürekli eylemdir, sürekli harekettir. Tıpkı Saraçhane Mitinglerinde olduğu gibi Özgür Özel, bir işmiş gibi, kitleleri (küçük sol grupları) binaya davet edecek, otobüsün üstünde çığlık çığlığa bağıracak, yiğidim aslanım diye şarkı söyleyip, cep telefonunun ışığını yakıp, ergenler gibi elinde sallayacak. Fakat malum sonu kaçınılmaz. Çok değil, şayet Kemal Kılıçdaroğlu, tamamen kendi gündemine yoğunlaşır, yetkilerini kullanır ve Özgür Özel’in aslında “olmadığını” kabul ederse Özgür, en geç bir ay içinde o binadan kaçacak. Hem de bir gece vakti. Hem de küçük sol gruplara görünmeden.
Asıl Sorun “İliştirilmiş Medya Grupları ve Troll Orduları”
Gelinen noktada, Özgür Özel’in CHP binasını işgal etmesi ya da kendisini binaya gömmesi sorun değil! Asıl sorun; rüşvet, irtikap, yolsuzluk paralarıyla ve AB fonlarıyla beslenen “iliştirilmiş medyanın” CHP tabanını kandırmaya, yalanlarla toplumu germeye ve Türkiye’nin yükselen bölgesel gücüne karşı en büyük risk olan iç karışıklıkların alt yapısını hazırlamaya devam etmesi.
Mutlak Butlan kararı çıkar çıkmaz yazılanlara, çizilenlere, söylenenlere bakın! Biri doların alıp başını gideceğinden, öbürü borsanın tamamen çökeceğinden, bir diğeri demokratik düzenin sona erdiğinden bahisle topluma nefret pompaladılar. Yaptıkları şey, kendi tezgahları bozulmasın diye, saf CHP’lileri kandırmak, onların sırtından lüks içinde yaşamak. Hem de hiçbiri CHP’li olmadığı halde.
Ve bu iliştirilmiş unsurlar, her kritik dönemde, yalan haberlerle, uydurma analizlerle, heyecanlı gençleri manipüle etmeye, yalanlarla CHP tabanını yönlendirmeye devam edecekler. İşte bu noktada Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir karar daha alması gerekiyor: Büyük bir özgüvenle, iliştirilmiş medyanın “iftiralarına” rağmen düzenli olarak halkın karşısına çıkmak.
Normalleşme sürecini hızlandırmak için TV’lere, gazetelere, meydanlara çıkmak ve CHP’lileri Genel Başkanlarıyla buluşturmak lazım. A Haber’de, Sabah’ta, TGRT’de, Akit TV’de halkın her kesimiyle kucaklaşmak… Hakkari’de, Konya’da, Manisa’da CHP’lilerle bir araya gelmek. Provokasyonların, protesto risklerinin tam gözüne gözüne yürüyüp geçmişin tüm ezberlerini bozmak ve tek bir kelimeden bir yeni yol inşa etmek: “arınma”.
“Arınma” Bir Kaç Kişiyi Partiden Atmak Değil Nefret Dilini Terk Etmek, Yepyeni Bir Siyaset Dili İnşa Etmek Demek
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geleceğin anahtarını elinde tutuyor. Her kapıyı açacak olan bir kavramı var: “Arınma!”
Eğer Kılıçdaroğlu, arınma kavramından yola çıkıp hayatın her alanına yayılan bir “arınma manifestosunu” inşa edebilirse önce CHP sonra tüm Türkiye hızla rahatlar ve neredeyse bir yıldır memleket gündemini meşgul eden havlulu adamlar, bavulla paralar, viskili alemler de artık gündemden düşüp hayat normale döner. Türkiye’nin bu normalleşmeye ihtiyacı olduğu gibi, güçlü bir CHP, içinde olduğumuz “dünya savaşında” Türkiye’yi ve Türk milletini kutlu yarınlara ulaştırmaya çalışan Sayın Cumhurbaşkanımıza da hak ettiği güçlü desteği verebilir.
Arınmanın bir yolu da budur: Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan “nefret dilinden” sonsuza kadar uzaklaşmak. Türkiye’nin bölgesel etki alanını genişletmek için güç vermek.
Arınma üzerine yol haritası çizmek aynı zamanda geçmişin tüm gereksiz polemiklerinden uzaklaşmak da demektir. Bu süreç yeni bir “ad alma, adlandırma” sürecidir. Zira “adı olmayan şey yoktur!” Ve insanların birbirini anlamasının ilk koşulu şeylerin adında ortaklaşmaktır.

Peki gerçeğin adını koymaktan çekinmek ve yavaş hareket etmek seçeneği tercih edilirse ne olur? Bu ikinci senaryo aslında bir film senaryosu değil uzun bir dizi film senaryosunu gündeme getirecektir. Uçsuz bucaksız bir tekrar içinde, 25 yıldır yapıldığı gibi, her şeyin tekrara düştüğü, aynı repliklerin tekrarladığı uzun bir dizi.
Manisa Milletvekili bu senaryoda kendini CHP Genel Başkanı sanmaya devam edecektir. İmamoğlu ve müzahirleri, “itirafçı/itirafçı” kelime oyunlarına yatırım yapacaktır. Belirsizlik devam edecektir. Ve saf CHP tabanı, hayatları boyunca CHP’ye oy vermemiş, iliştirilmiş medya unsurları tarafından manipüle edilecektir.
Bu seçenek her şeyin uzaması dışında sonuç doğurmaz elbette. Ancak potansiyeli öldürür, CHP tabanının uyanışını geciktirir, fonlanan medya çalışanlarının lüks içinde yaşama süresini uzatır.
O halde mesele adlandırma ve yok sayıp saymama meselesidir. Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Genel Başkanına yakışan tavır: “Arınma Yürüyüşüne” başlamak, Manisa Milletvekilini “yok sayarak” kendini gömdüğü binadan kaçmasını beklemek ama bir saniye bile kaybetmeden tüm yetkiyi tereddütsüz kullanarak CHP’nin iki başlı görüntüsüne son vermektir.
Şüphesiz olanda hayır vardır.
Tayfun Şahin, 23 Mayıs 2026

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.
- Devletin “İmkan Kabiliyet Havuzu”na Sızan Kliklerin Yeni Hedefi: 90’lara Dönüş
- Gürsel Tekin’in Sırtını Hedefleyen Kanlı Hançerler
- Bilal Erdoğan Karşıtı Cephenin Aparatı Olarak “Yeni Parti”
- Bir radikalleştirme hikayesi | Özgür Özel ve ortakları CHP’lileri suça sürüklüyor
- Özgür Özel’e Genel Merkez Binasından Kaçması İçin Fırsat Verilmeli
