Gürsel Tekin, siyasette geçirdiği yıllar boyunca, tartışmaların odağında olmuş, önemli bir siyasetçi. Rahmetli Deniz Baykal’ın İstanbul İl Başkanı olduğu dönemde, özellikle CHP’yi farklı toplum kesimlerine açma konusunda gösterdiği kararlı tutum, 90’ların etkisi altındaki 2000’ler kutuplaşmasına hiç uymayan, sıradışı bir uygulamaydı.
Hafızalardan çıkmayan, “Çarşaflı kadınlara CHP rozeti takması” o günden itibaren kendisini “sevenler ve sevmeyenler” diye iki farklı kitlenin arasında bulmasına sebep oldu ve görünen o ki sevgi-nefret zıtlığı bugün de devam ediyor.
Özel-İmamoğlu kliklerinin yılmaz savunucusu olan iliştirilmiş medyanın Gürsel Tekin’i hedef alan ve aşağılamanın her türünü içeren yayınlarına bakılırsa Yeni Parti mahfillerinde de Tekin’in nefret objesi olarak görüldüğü aşikar. Açıkçası bu durum çok da anlamsız değil zira bugün, CHP arınmaya başladıysa ve “Yeni Parti” varsa ismi kurucular arasında yer almasa da Gürsel Tekin’in 2 Eylül 2025 tarihinde CHP İstanbul İl Yönetimine, “Çağrı Heyeti Başkanı” olarak atanmasının çok büyük etkisi var.
Zira, İstanbul 45.Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği kararla sadece o dönemin İl Başkanı Özgür Çelik ve çalışma arkadaşları görevden alınmadı, aynı zamanda CHP’de çok az kişinin kabul edeceği zor bir göreve, Gürsel Tekin, atanmış oldu.

Açıkçası, uzun yıllar siyaset yapmış, milletvekilliği dahil, pek çok parti görevinde bulunmuş biri olarak, hayatının sonuna kadar “huzur içinde” yaşama şansı olan Gürsel Tekin’ın bu görevi kabul ederse İmamoğlu-Özel kliklerinin ve onlara bağlı sosyal medya troll ordularının hedefine oturacağı biliniyordu.
Ve yine herkes biliyordu ki Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na aklın hayalin almayacağı küfürleri eden bu troll yapılanması Gürsel Tekin’e de acımazdı. Bu anlamda, Tekin, adeta ateşten gömleği giymeyi kabul ederek CHP İstanbul İl Başkanlığı’na Çağrı Heyeti olarak girmeyi kabul etti.
Açıkçası o dönemde, fikrimi soranlara şöyle demiştim: “Gürsel Tekin, bu derece yoğun bir aşağılama ve küfür kampanyasına dayanabilir mi, emin değilim!” Zira, neredeyse her İmamoğlu-Özel karşıtı twitin altına 1000 küfrün yazıldığı bir iklim söz konusuydu. Ancak zaman beni haksız çıkardı. Tekin, beklemediğim kadar kararlı bir şekilde, her türlü provokasyona rağmen, üstlendiği görevin hakkını sonuna kadar vermeyi başardı.
Tüm bu süreçte yaşanan iki olaysa gelecek nesillerin bile hatırlayacağı şekilde zihinlere kazındı sanırım. Birincisi, Çağrı Heyeti Başkanı olarak Gürsel Tekin’in CHP İstanbul İl Başkanlığına gittiğinde, kendisine “hemşehrisi” olarak yaklaştırılan ve amatörce tuzak kurmaya çalışan Ensar Aytekin isimli bir şahsın, parmak sallayıp masayı yumruklamasının ardından “elini masaya vurma” diye uyarmasıydı.

Çünkü belli ki “boyuna fazla güvenen Ensar” karşısındaki parti büyüğünü de kendisi gibi korkak sanıyordu. Tekin’in, onca baskı altında sukûnetini koruması ve Ensar’a sınır koyup onu tontoş bir ev kedisine çevirmesi bana göre sıradışıydı.
İkinci olaysa bugün bile “butlan sürecinin” en güzel özeti olan şu cümleyi söylemesiydi: “Ben Aziz İhsanların arkadaşı değilim! Ertan Yıldızın arkadaşı değilim!” Sadece bu cümle bile onbinlerce cümleden daha fazla tanım içermesi açısından önemliydi çünkü tüm bu karmaşık süreci CHP tabanına en net şekilde anlatıyordu: Bir yanda her türlü dalaverenin içinde olan Aziz İhsanların arkadaşları, diğer tarafta kendi değerlerine göre yaşamayı seçen, hırsızlıkla, arsızlıkla yan yana gelemeyecek on milyonlar… Bu cümle o kadar derin bir kırılmaya sebep oldu ki her gün ve saniye, bugün Yeni Parti’ye giden Aziz İhsanların arkadaşları mevzi kaybetmeye devam ettiler.
Bu anlamda Gürsel Tekin’in, CHP’nin “geri alınması” ve “Aziz İhsanlardan kurtarılması” sürecinin ilk ve en önemli faktörü olduğunu kabul etmek gerekir. Tekin, sadece yüzbinlerce trolün karşısına çıkmadı aynı zamanda milyarlarca dolarlık bir “sistem“i karşısına alma cesaretini göstererek “ilk kurşunu” zalimin kalbine de sıktı.
Bu yönüyle adını şimdiden tarihe yazdırdı diye düşünüyorum. Düne kadar belki CHP tarihinde yeri olanlardan biriydi ancak bugün CHP tarihinde “göz ardı edilemeyecek biri” haline dönüştü.
Gürsel Tekin Bu Tüm Süreçte Cesaret Sınavlarını Geçti
Adeta bir paratoner gibi tüm şimşekleri üzerine çeken Gürsel Tekin’in, beni de fazlasıyla şaşırtan bu kararlılığı, CHP tabanında sanılandan büyük etki yarattı o süreçte. Çünkü o dönemde adı, sanı bilinen hiç bir CHP’li “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na” yönelen akıl almaz hakaretlere karşı durmazken, CHP’li olarak bilinen hemen hiç bir isim de Özgür-İmamoğlu kliklerini karşısına almak istemiyordu.
İşte böyle bir atmosferde, tanınmış bir CHP’li olarak Gürsel Tekin’in kararlı tutumu “hat kırıcı” bir işlev gördü. Gürsel Tekin; HalkTv, SözcüTV, Medyascope, OnlarTv gibi iliştirilmiş foncu yapıların CHP’li seçmenlere uyguladıkları kara propagandaya sadece “Aziz İhsanların arkadaşı değilim” diyerek meydan okuyup, tüm zihinsel ablukaları yıkmış oldu.
Artık CHP tabanının alternatif bir yolu vardı ve İBB temelli davalarda duruşmalar da devam ettikçe kamuoyu nasıl bir “sistemle” karşı karşıya olunduğunu daha net anlamış oldu.
Gözlemlediğim kadarıyla Gürsel Tekin’i benzer ünvanlara sahip eski CHP’lilerden ayıran bir diğer özelliği, CHP kimliğini “kutuplaştırma” siyasetinin bir parçası haline getirmemiş olması. Bu özellik sanılandan çok daha nadir bir özellik zira CHP mahfillerinde en çok başvurulan siyaset yapma biçimi, hiçbir soruna çözüm üretmemek ama her sorunun sebebini “bir düşman” tespit ederek ona yıkmaktır.
Muhtemelen Tekin’in kutuplaştırma ve nefret siyasetine prim vermemesinin sebebi Cihangir, Etiler, Çankaya, Kordon ekseninde siyaset yapma konforuna yapışmak yerine hala Anadolu insanını merkeze alan bir siyaset yolunu tercih etmesi. Bu özelliği, Özgür Özel’in ve İmamoğlu’nun tam tersi örneğin.
Bu yüzden Özgür, ne zaman sokağa çıksa mutlaka vatandaşı azarlıyor, göz deviriyor, kendini bir şey sanarak nezaket sınırlarının dışına çıkıyor. Gürsel Tekin ise tam tersi bir noktada. Daha kolay iletişim kurduğunu görüyorum halkla.

Kadıköy’de siyaset yapsa da ufkunu hala Bağcılar’a, Avcılar’a, Zeytinburnu’na kadar uzatabilmiş bir yaklaşımı, Anadolu’nun en ücra köşelerinde bile herhangi bir kahvede vatandaşın kendini yakın hissedeceği bir tarzla birleştirebiliyor. Bu temel özelliklerinin tamamını, Çağrı Heyeti Başkanı olarak görev yaptığı süreçte İstanbul sınırlarını aşacak şekilde kullanmasını da bildi.
Görüyorum ki CHP’de istifalarla sayıları çok azalan “akil adam” açığını, tek başına doldurmak zorunda kaldı ve bunu da başarmış görünüyor. Belki de bu yüzden Özel-İmamoğlu kliklerine bağlı iliştirilmiş medya, topuyla tüfeğiyle Gürsel Tekin’e saldırmaya, onu aşağılamaya ve 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Tekin’in görevine son vermesinin ardından el birliğiyle “kutlamalar yapmaya” başladılar.
Kılıçdaroğlu’nun Vefa Sınavı ve CHP’nin Geleceği
Ancak bu kutlamalar kişisel nefret temelli değil, tam tersine Tekin’in doldurduğu büyük boşluğun o giderse nasıl bir girdaba sebep olabileceğini bilmekten kaynaklanan bir planlı kutlama. Bu nokta değerli, zira siyasetle ilgilenen herkes bilir ki semboller, olaylar, kişisel özellikler çoğu zaman ünvanların ötesinde anlamlar taşır ve geniş toplum kesimlerini etkiler.

Liderler için de en önemli konulardan biri, halkın gözündeki imajlarıdır. Bu imaj, her şeyden önemlidir ve bir kez yıkılırsa tamiri çok ama çok zor olur. Bunun yakın zamandaki örneği, Sayın Kılıçdaroğlu’na da “meşru zemin” inşa eden “ihanet” süreci.
Gerçekten de Yeni Parti’yi oluşturan başat kadroların neredeyse tamamının ortak özelliği: Kılıçdaroğlu’nu sırtından hançerlemiş olmaları! Bu öylesine bariz ve rezil bir ihanetti ki ne gerçek CHP’liler ne de toplumun diğer kesimleri bu ihaneti tasvip ettiler.
Zaten içine doğduğumuz kültür de her türden ihanetin reddedildiği, sadakatin, vefanın, hakkaniyetli olmanın yüceltildiği bir kültür. Kılıçdaroğlu’nun sırtındaki hançerleri gören halk “sen de doğru adamları seçseydin” demedi, tam tersine “ihanet edenlere” mesafe koydu. İBB soruşturmaları başladıktan sonra CHP tabanının sessizliğe bürünmesinin ve kendisini lider sanan Özgür’ün arkasına takılmamasının sebeplerinden biri de buydu: Bu topraklarda hainlerin sevilmemesi.
Gelinen noktaysa tam tersi bir durumu karşımıza çıkardı. Bir yanda foncu, iliştirilmiş medyanın bayram yaparak ve CHP Genel Merkeziyle arasında sorunu varmış gibi gösterdikleri eski Çağrı Heyeti Başkanı Gürsel Tekin, diğer yandaysa en zor anında yanında duranlara nasıl davranacağını tartışmaya açılan Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu var. Özel-İmamoğlu klikleri istiyor ki Kılıçdaroğlu, Genel Merkez’de, kişisel ikbal planları yapan bir kaç kişinin de etkisiyle Gürsel Tekin’i kenara itsin, onlar da dönüp halka, “butlancılarla yol yürüyen tasfiye olur” propagandası yapsınlar. Böylece ihanet ederek kaybettikleri ahlaki üstünlüğü geri kazansınlar.
Böyle bir olasılık gerçekleşirse ikinci bir sonuç daha ortaya çıkar: “Arınma” söylemiyle inşa edilen tüm meşru zeminin “tasfiye” sürecine dönüşmesi ve kırılgan olan yapının hızla çatırdayarak CHP’yi “sen-ben” kavgasına sürüklemesi.
Konunun bu kısmı birey olarak Gürsel Tekin’i de Kemal Kılıçdaroğlu’nu da aşıyor. Çünkü adı konmamış bir dünya savaşının ortasındayken Türkiye’nin ekmek gibi, su gibi “aklı selim” bir siyasete ihtiyacı var.
Türkiye’nin gelecek 100 yılını belirleyecek bir dönemeçteyken şayet CHP, her anlamda “arınma”yı gerçekleştiremez ve tabanını Özel-İmamoğlu kliklerine kaptırırsa bunun bedelini tüm Türkiye ödemek zorunda kalır. Bu anlamda CHP, hiç olmadığı kadar Türkiye’nin beka konularından biri haline gelmiş bulunuyor.

Ben, Sayın Kılıçdaroğlu’nun son 3 yılda belki 30 yılda elde edemediği olgunluk seviyesine ulaştığını düşünüyorum. Ve bu noktada CHP içindeki bir kaç kişinin kişisel ikbal planlarına göre değil Türkiye’nin ihtiyacına göre hareket ederek Sayın Gürsel Tekin’i tüm tartışmaların dışına çıkaracağını ve en kısa zamanda bizzat kendisinin Sayın Tekin’i İstanbul İl Başkanı olarak ilan edeceğini düşünüyorum.
İl Başkanı Gürsel Tekin, İstanbul’un Teminatı Olacaktır
Bazı kaynaklar Sayın Tekin’le Genel Merkez’de görev verilerek sürecin sonlandırılabileceğini düşünüyorlar ama bu da çok büyük hata olur; çünkü Özel-İmamoğlu kliklerinin kurduğu “SİSTEM”in merkezi İstanbul.
Halihazırda bir kısım kadroların Yeni Parti’ye geçmiş olması, yedek kadroların CHP’de bekletildiği gerçeğini değiştirmez. CHP’nin bu çok önemli dönemeçte yapacağı en doğru şey, İstanbul’u sadece ilçe ilçe, mahalle mahalle değil kişi kişi, klik klik bilen Gürsel Tekin’i İl Başkanlığı’nda tutmak olacaktır. Evet, olağanüstü dönemlerde olağanüstü adımlar atmak ve “sızmalara” en baştan önlem almak şarttır.
Ancak Tekin’in varlığı sadece İstanbul ile sınırlı değil. Görünen o ki Sayın Kılıçdaroğlu’nun da partide “güçlü” figürlere olan ihtiyacı had safhada. Bu ihtiyaç sadece bugünle ilgili de değildir. Yani kongre süreçlerinden sonra yeni Parti Meclisi belirlenince sorunlar tamamen bitmeyecek.
Siyasette yenilenme çok önemlidir ama tecrübe de örgütlülük de başka toplum kesimleriyle temaslar da önemlidir ve yeni siyasetçilerin bir anda bu yeteneklere ulaşması imkansızdır. Bu yüzden ben, Gürsel Tekin’in Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na “güç verecek” en önemli siyasi haline geldiğini düşünüyorum.
Gürsel Tekin, CHP’de hem “sızmaları” engelleyebilir, hem Kılıçdaroğlu’nun ihtiyaç duyduğu desteği üretebilir hem de başta AK Parti ve Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, CHP’nin temas halinde olması gereken yapılarla ve kişilerle teması sağlayabilir. Tekin’in gerek Cumhurbaşkanımıza ve gerekse AK Parti’ye karşı kullandığı dengeli dilin CHP’ye yepyeni imkanlar açabileceği ortada. Bu anlamda Tekin, kritik bir öneme sahip.
Nefret Dilinden Uzaklaşmak En Büyük Arınmadır
Biliyorum ki bazı CHP’liler ve Yeni Partililer, Sayın Cumhurbaşkanımızın “sonsuza kadar düşman” olarak kodlanmasını ve bu nefret halkasına Sayın Bilal Erdoğan’ın da eklenmesini istiyorlar. Hatta buna mahkumlar, zira ellerinde “nefret dışında” bir araç kalmadı.

Sonsuz bir nefret söylemiyle samimi Atatürkçüleri, Cumhuriyet sevdalılarını düşünmekten ve değişmekten alıkoymak, ardından da son 25 yıldır dozu sürekli artarak devam ettiği gibi, kendi çıkarları için kullanmak istiyorlar.
Bu yol sanılandan daha konforlu, zira hiç bir şey yapmaları gerekmiyor. Okumaları, düşünmeleri, projeler gerçekleştirmeleri, halkın farklı kesimlerine ulaşmak için yollar inşa etmeleri gerekmiyor. Sadece Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef almak, tüm sorunların sebebi oymuş gibi seçmenleri kandırmak ve nefretle dolu insanların oylarıyla milletvekili koltuklarını, belediye başkanlıklarını kendileri için ayırmak istiyorlar.
Kemal Kılıçdaroğlu’na ihanet etme sebeplerinden biri de buydu aslında: Kılıçdaroğlu’nun partiyi farklı toplum kesimlerine açması. Gürsel Tekin’i hedef haline getirmeleri ve ondan kurtulmak istemelerinin bir sebebi de bu: Tekin’in her toplum kesimiyle temas edebilmesi.

İşte bu yüzden “arınma” söyleminden ölesiye korkuyor Yeni Parti’nin yönetim kadroları. Arınmanın her aşamasında “yerleşik düzenin” çatıdayacağını ve yeni imkanların doğacağını en iyi kendileri biliyor. Nefret yerine işbirliği ikame edilince, en çok küfredenin değil, en çok kendisini geliştirmiş, liyakat sahiplerinin makam-mevki sahibi olacağını biliyorlar.
Nefret söyleminden bir kez bile kurtulduğunda muhalif seçmenin “yeni fikirler, yeni ittifaklar isteyebileceğini” yani “normalleşebileceklerini” görüyorlar. Bu da korkuya sebep oluyor. Düşünsenize, CHP seçmenleri nefretle yönetilemez hale gelse, slogan dışında cümleler istese Özgür Özel gibi birisi bırakın Genel Başkan olmayı, mahalle delegesi seçilebilir mi?
Eğer bu iddiayı çok abartılı buluyorsanız hafızanıza başvurun ve elemanın aklınızda kalan tek bir sıra dışı cümlesini söyleyin! Olmayan şeyi bulmanız imkansız olduğu için ben söyleyeyim: “Boşuna aramayın!”

Aynı şekilde İmamoğlu gibi biri, toplum bu kadar kutuplaşmış olmasa ve CHP tabanı esir alınmamış olsa Cumhurbaşkanı Adayı gösterilebilir miydi?! Ki kendisi de resmi aday değil! Yapılan ve 15 milyon kişi oy verdi denilen şey de bir “seçim” değildi. Ama konumuz İmamoğlu değil. Konumuz Gürsel Tekin’in Sayın Kılıçdaroğlu tarafından İl Başkanlığına atanması ve kendisinin İstanbul’u Kurultay’a hazırlayıp hazırlamaması!
Ben, gerçek liderlerin, güçlü siyasileri etraflarında toplamasını ve onların gücünden de faydalanmasını bir zorunluluk olarak görürüm. Güçlü siyasileri Genel Başkanların etrafına yaklaştırmak istemeyenler ise “Genel Başkanın gölgesinde yaşamaya mahkum” ikinci sınıf siyaset esnafları olarak tanımlarım.
Normal şartlarda büyük bir lider, etrafında güçsüz figür istemez. Zira kendisinden ve yaptıklarından emindir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, bu anlamda çok iyi bir örnek. Başka partilerde Genel Başkanlık yapmış kişileri, medyatik siyasileri, teşkilattan yükselmiş yetenekli gençleri etrafına toplarken hiç tereddüt etmiyor. Alanında iyiyse ve bir şeyler üretebilecekse kim olursa olsun onu en ön saflara koyabiliyor.
Sayın Bahçeli’yle kurulan ortalıkta da aynı şeyi görmek mümkün. Sayın Bahçeli de çok güçlü bir siyasetçi, teşkilatına hakim bir yönetici ama Sayın Cumhurbaşkanımız kendisinden rahatsızlık duymuyor. Tam tersine ondan ve partisinden maksimum ölçüde faydalanıyor.

CHP’de de benzer bir değişimin olması şart. Sayın Kılıçdaroğlu, kadrolar da bu kadar boşalmışken, en iyileri bulup çıkarmak ve yanında tutmak zorunda. Bir kaç heyecanlı siyasetçinin, “tasfiye edelim de kurtulalım” yaklaşımı doğru değil.
Türkiye’nin CHP’ye ve CHP’nin de yeni sözlere ihtiyaç duyduğu bu günlerde Gürsel Tekinlerin de son 5 – 10 yılda siyasetin dışına itilmiş güçlü kişilerin de bir arada tutulması gerekiyor.
Zaten bu kadro dönüşümü, “arınma” söyleminin bir parçası haline getirilebilirse CHP, hem çok hızlı bir şekilde toparlanır hem de CHP tabanı “nefret dilinden” uzaklaşarak yepyeni ufuklara yelken açabilir.

O halde bu yazıdaki son sözümüz şöyle olsun:
“Sayın Kılıçdaroğlu’nun vefalı davranması ve ilk günden beri sapasağlam duran Gürsel Tekin’ın sırtını hedefleyen kanlı hançerleri kırması, onu tüm tartışmaların gölgesinden kurtararak İstanbul İl Başkanlığına ataması sadece vefanın değil mevcut durumda aklın da gereğidir. Gerçek arınma “zihniyet değişimi” de demektir. CHP; küçük olsun benim olsun derse “nefret dilinden kurtulamaz” ve Türkiye’nin her anlamda hazır olması gereken paylaşım savaşı yolunda Türk çocuğuna katkı sağlayamaz. Durum bu kadar nettir. Sayın Kılıçdaroğlu da vefalıdır.”
Tayfun Şahin, 16 Eylül 2026

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.
- Gürsel Tekin’in Sırtını Hedefleyen Kanlı Hançerler
- Bilal Erdoğan Karşıtı Cephenin Aparatı Olarak “Yeni Parti”
- Bir radikalleştirme hikayesi | Özgür Özel ve ortakları CHP’lileri suça sürüklüyor
- Özgür Özel’e Genel Merkez Binasından Kaçması İçin Fırsat Verilmeli
- Casusluk davasındaki devlet sırrı | İstanbul’u İmamoğlu’na yabancı istihbarat örgütleri mi kazandırdı?
