Ekrem İmamoğlu’nun, hakkında yürütülen soruşturmalarda kendisine sorulan soruların hiç birisine cevap vermemesi, her duruşma gününde yaptığı görsel şovlar, özenle çekilip medyaya servis edilen fotoğraflar ve aynı anda sosyal medyada kesintisiz olarak devam ettirilen propaganda faaliyetleri gösteriyor ki, Ekrem İmamoğlu ve ekibi, soruşturmalar başlamadan çok önce bugünlerin geleceğini öngörerek, incelikle örülmüş bir stratejik iletişim planı oluşturmuşlar ve farklı mecralarda, farklı şirketlerle, gruplarla anlaşmalar yapmışlar. Her ne kadar İmamoğlu’nun iletişim ekibinin önemli figürleri tutuklu olsa da dışardaki unsurları sevk ve idare konularında zorluk çekmiyorlar.
Stratejik planlarının ana hatları değişmediği müddetçe, her gün tekrarlanması gereken haberleşmelere ihtiyaç duyulmayacağı için bugüne kadar planladıkları şekilde ilerledikleri de söylenebilir. Yaşanan olayları ve yapılan hamleleri de dikkate aldığımızda başarılı bir çalışma yürüttüklerini söylemek gerekir. Ancak temel argümanlarını, uygulama biçimlerini ve faaliyetlerin çeşitliliğini göz önüne aldığımızda ve analizimize hikayenin ana aktörleri olarak İmamoğlu’nu, Özgür Özel’i ve CHP tabanını kattığımızda başarı döneminin sonuna yaklaşıldığını ve yıkım döneminin geldiğini söylemek gerekecektir. Zira ortaya çıkan durum, mevcut anlatıların sürdürülebilir olmadığını, ana aktörlerin yeterli adanmışlık ve itibar seviyesine ulaşamadıklarını ve en önemlisi tüm süreçlerin karar vericisi olacak olan CHP tabanının “tutsaklaştırıldığını” fark etmeye başladığı yönündedir.
O halde, bu temel varsayımlar çeçevesinde İmamoğlu’nun ne yapmaya çalıştığını, Özgür Özel’in ne yapacağını, CHP tabanının zincirlerini nasıl kıracağını ele alabiliriz.
İmamoğlu Ekibi Masalların Diline Başvuruyor
Masalların en önemli özellikleri: Karakterlerin tek boyutlu olması ve bir ya da bir kaç ana mesajı olması sebebiyle sonsuz bir tekrar imkanı vermesidir. Her masalda, iyiler en baştan iyidir ve masalın sonuna kadar iyi olmaya devam edeceklerdir. Kötülerse her anlamda kötüdür. İyi kalpli prenses her zaman iyidir. Kıskanç üvey anne her yönüyle kötüdür. İyi yürekli avcı sonsuza kadar iyi yürekli olacakken hain kurt her fırsatta hainlik yapacak, kurnaz tilki kurnazlıkta çığır açacaktır.
İmamoğlu’nun propaganda kurmayları da, Türkiye’nin bölünmüşlüğünü, kutuplaşmış siyasi yapısını referans alarak 19 Mart’tan çok önce, artık bir operasyonun geleceğine emin oldukları anda, “her şeyiyle iyi İmamoğlu’nun karşısına her şeyiyle kötü Ak Parti düzeni” denklemini oluşturdular. İmamoğlu’nun uzlaşmacı görüntüsünden uzaklaşıp “İstinaf ceza versin, iktidar Yargıtay’ın kararını göremez.” demesi de “35 yıl önceki diplomayı iptal eden akıl, yarın sizin tarlanıza çöker, yarın sizin tapunuzu elinize alır, yarın sizin de diplomanızı iptal eder.” sözleri de aynı amaca yani saflaşmanın kimler arasında oluşturulmak istendiğine dairdi. Bu derece meydan okuyan ve AK Parti iktidarını karşısına alan İmamoğlu, meselenin sadece bir diploma meselesi olmadığını, bir varlık-yokluk mücadelesinin başladığını biliyordu. O ve ekibi de durumun ciddiyetine uygun olarak “biz ve onlar”, “iyilerle kötüler” ayrımı yaparak CHP tabanını yardıma çağırmış oldular. Bu noktada İmamoğlu ve kurmaylarının tüm propaganda faaliyetlerinin “CHP tabanını” hedef aldığını Ak Parti ya da MHP tabanını özel olarak hedeflemediğini de belirtmemiz gerekir. Zira, İmamoğlu’nun, sayısız ve çok ciddi yolsuzluk iddialarına karşı birden fazla parti tabanını hedeflemesi demek, “iddialara cevap üretmek” zorunluluğunu da getirecekti ki böyle bir hamle, iddiaların ciddiyeti sebebiyle, çok riskli olacak ve her duruşmadan sonra ortaya konan belgelere, itiraflara, yeni ilişkilere cevap üretmek zorunda kalacaklardı.
Oysa İmamoğlu ve ekibi, insanların düşünmesini, ikna olmasını değil, “kayıtsız ve şartsız” destek olmasını, tüm iddiaları reddetmesini, tüm hikayeyi “kötülerin iyilere saldırısı” olarak ele alınmasını istiyorlardı. Bu bakış açısının doğal sonucu olarak CHP Genel Başkanı da bulduğu her fırsatta yolsuzlukların tamamını iftira olarak nitelemekle kalmayıp aynı zamanda hiç bir olasılığa yer bırakmadan tüm tutukluları “suçsuz, günahsız” olarak tanımlayıp, neredeyse açık çek vererek hepsine “kefil” olmayı seçti.
Özgür Özel’in Küfürleri Öfkenin Değil Planın Parçası
Ancak ana tema olarak “iyilerle kötülerin mücadelesi” seçildiği için ve CHP tabanı, her ne olursa olsun, taraf olmaya zorlanacağı için, Özgür Özel’in bu anlatıya uyan bir dil kullanması ve kitlelerin hiç bir iddiayı, belgeyi, itirafı dikkate almayacağı bir iklim yaratılması gerekiyordu. Bu noktada 25 yıldır sürekli gündemde tutulan Ak Parti-CHP ikiliği büyük avantaj sağlamasına rağmen iddialar çok ciddi olduğu ve her geçen gün sayısı arttığından, her önemli olayın ardından Özgür Özel’in küfürleri duyulmaya başlandı. Artık herhangi bir açıklamada ya da mitingde “Ulan, lan, oğlum, Allah’ın korkağı, haddini bil,…” gibi argo ifadelerle ve küfürlerle sayın Cumhurbaşkanını hedef alma süreci yaşanıyor. Bu şekilde Cumhurbaşkanının dava açması, dava açıldığının medyaya yansıması ve tüm meselenin Erdoğan-CHP çatışmasından kaynaklandığının kitlelere söylenmesi amaçlandı.
Oysa aynı Özel, Genel Başkan seçilir seçilmez Meclis’te “ayağa kalkmak” için fırsat kollamış, Sayın Cumhurbaşkanıyla özdeşleşen “kareli” ceketler giyerek “ben de buradayım” demişti. Bu kadar kısa sürede böylesi bir dile savrulmak elbette tesadüfün değil planlamanın sonucuydu. Özel’in siyasete girdiği günden beri çizdiği düşük profili, yetersiz hitabeti ve en kötüsü entelektüel sefaleti, O’nun açısından büyük sorundu fakat İmamoğlu’nun iletişim ekibi ve Özel’i destekleyen klik, bu sorunu da ortadan kaldırmanın yolunu bulmuştu: “Özel’den bir lider yaratmak!”
Açıkçası, paranın satın alabileceği pek çok şey olsa da “hayatı boyunca ünvan sahibi adamların yanındaki ‘evet efendimci eleman” olmak dışında bir başarısı bulunmayan Özel’den gerçek bir lider yaratmak imkansız olduğu için “sahte bir lider” yaratılmaya uğraşıldı. Bu konuda en büyük görev, trol ordularına düştü. Böylece en insani ve “normal” şeylerden sonra, örneğin bir cenazeye katıldıktan sonra, binlerce hesap aynı anda “çok yoruldun ama bu mücadele sensiz yürümez” derken hiç bir etkisi ve özelliği olmayan mitinglerden de “heyecan fırtınası” olarak bahsediliyordu. Oysa bunların hiçbiri doğru değildi zira Özgür Özel’in “zihinlerde yer eden, ufuk açan, kulaktan kulağa, kalpten kalbe geçen” herhangi bir cümlesi bile yoktu. Bu kadar düşük bir profile sahip olduğu düşünülürse olması da mümkün değildi.
Görünen o ki trol hesaplar “plana sadık kalarak” Özgür Özel’i “lidermiş gibi” kodlamaya, Özgür Özel de İBB merkezli yolsuzluk iddiaları konuşulmasın diye Cumhurbaşkanını hedef almaya devam edecek. Bir bakıma Özel de “plana sadık kalacak.”
Kemal Kılıçdaroğlu: “1 Numaralı Hedef”
İmamoğlu’nun propaganda ekibinin İBB merkezli yolsuzluk iddialarına karşı meseleyi “kötülerin iyilere saldırısı” olarak kodlamak dışında şansı olmadığı için İmamoğlu başta olmak üzere tüm tutuklulara “amasız, fakatsız” omuz vermeyen herkes “potansiyel düşman” olarak kabul edilmek zorundaydı. Çatışmanın “dışardan içeriye” taşınması anlamına gelecek olan bu hamle sanılandan daha büyük bir konfor alanı yaratacaktı zira mesele ne kadar “kişiselleştirilirse” olayın “magazin boyutu” da o kadar öne çıkacak ve olgular yerine kişiler tartışılmış olacaktı.
Kişilerin bu derece tartışıldığı bir yerde “düşünmek, analiz etmek, iddiaları yorumlamak” gibi işler tamamen devre dışı kalacak ve tüm iddialar “yok sayılabilecekti.” Bu konu iletişim ekibi için en kolay kısımdı zira popüler medya çalışanları, akademisyenlik iddiasındaki şahıslar ve ismi farklı iddialarla anılan sosyal medya ünlülerinden oluşan geniş bir ekip tüm mesleki, ahlaki, kültürel sınırları aşarak Kılıçdaroğlu’nu “akıl almaz ifadelerle” hedef almaya başladılar.
Kılıçdaroğlu oldukça verimli bir hedefti zira mezhepsel aidiyetinden Genel Başkanlık yaptığı dönemdeki icraatlarına, küçük partilere verdiği milletvekilliklerinden CHP tabanının tepkisini çeken söylemlerine kadar “kayıtsız kalınamayacak” bir figürdü. İmamoğlu ve Özel’i hazırlayan iletişim ekibi tüm gücüyle Kılıçdaroğlu’nu hedef alarak olayı tamamen “kötülerle iyilerin savaşında içerdeki düşman” boyutuna taşıdılar. Böylece Kılıçdaroğlu’nu “içimizdeki İrlandalı” olarak konumlandırıp tüm tartışmaları “koltuk kavgası” seviyesinde mahkum etmeye çalıştılar. Elbette konunun Kılıçdaroğlu’yla doğrudan bir ilgisi yok ancak bunun önemi de yok zira “yolsuzlukların tartışılmasının engellenmesi” diğer her şeyden daha önemliydi.
Kılıçdaroğlu’na saldırmanın bir diğer avantajı, her saldırının Ak Parti’ye yakın olduğu varsayılan medya kurumları tarafından da “haberleştirilmesi” ve böylece konunun alabildiğine magazinleşmesine olanak sağlanmasıydı. Doğal olarak Kılıçdaroğlu, hedef tahtasında “1 numaraya” oturtuldu. “Plan” gereği bundan sonraki süreçte de Kılıçdaroğlu “şeytanlaştırılmaya” ve tüm iddiaların üstünü örtecek bir kalkan olarak kullanılmaya devam edilecek.
CHP Tabanının Tutsaklaştırılması
Görüleceği üzere, İmamoğlu hakkındaki yolsuzluk iddialarının, onlarca itirafın, ortaya çıkan MASAK ve BDDK raporlarının üstünü örtmenin yolu olarak seçilen “ana söylem”, masalların diline özgü basitleştirmelerle konuyu “iyilerle-kötüler” arası bir eksenden ele almak, Özgür Özel’i her anlamda araçsallaştırıp, pespaye bir dil kullanmasını sağlayarak Ak Partiyi/Erdoğan’ı çatışmanın tarafı gibi göstermek, Kılıçdaroğlu’nu hedef tahtasına oturtmak ve ne pahasına olursa olsun CHP tabanının düşünmesinin, sorgulamasının önüne geçmekti.
Bu sayede CHP tabanı taraf olmaya zorlanacak ve tüm enerjisini “içerde” harcaması sağlanacaktı. Gelinen noktada “plana sadık kalındığı” ve başarı sağlandığı görülüyor. Bu ilk başarının tek sebebi propaganda faaliyetlerinin gücü değil elbette. CHP’nin kurumsal anlamda üretkenliğini kaybetmiş olması, CHP’lilerin neredeyse her alanda hayal kırıklıkları yaşamaları, ödenen tüm bedellere rağmen parti yönetiminde hiç bir etkilerinin olmaması ve CHP’nin çok uzun zamandır “ekiplerin/kliklerin” oyun sahasına dönüşmüş olması CHP tabanının düşünme yetisini zaten sakatlamıştı.
Tüm bunların üzerine, çok geniş imkanlarla yürütülen propaganda faaliyetleri de tabanın “aktif tepki” göstermesinin önüne geçmiş görünüyor. Ancak tüm bunlara rağmen ben, bu düzenin sonunun geldiğini görüyorum. Bu düşüncemin sebepleri de yine İmamoğlu/Özel ikilisinin ve onlara bağlı propaganda ekiplerinin bugüne kadar yaptıklarıyla ilgili.
“İyilerle Kötülerin Savaşı” Söylemi Sürdürülebilir Değil
Kısa vadede geniş kitleleri “tek gündeme” razı etmek mümkün olsa da “zamanın” kendisi bir değişken olarak devreye girdiği andan itibaren etkisi azalacaktır. Bu durumun alternatifi yani söylemin çok daha uzun süreli olabilmesinin koşulu: “Kitlenin çatışmanın önce tarafı sonra sürdürücüsü” olarak konumlandırılması olabilirdi.
Aslında bu yol da “Saraçhane” sürecinde denendi. Gözaltılara ve tutuklamalara karşı verilmesi gereken “en üst perdeden tepki” için Saraçhane doldurulurken İmamoğlu/Özel ikilisi çok temel bir gerçekle yüzleştiler ve “çatışma” ortamından hızla uzaklaştılar. O gerçek: Saraçhane’yi dolduran ve çatışmaya hazır olan kesimlerin “CHP tabanından” gelmediğinin ortaya çıkmasıydı. Şayet toplanan mücadeleci kitle CHP Gençliği olsaydı “çatışmaların ortaya çıkması”, tıpkı Gezi’de olduğu gibi, “CHP tabanının hızla taraf olmasına” imkan tanıyabilirdi. Ancak herkesin bildiği üzere sahada olanlar “küçük sol(!) partilerin gençlik kolları, Türkçü/Milliyetçi gruplar ve maceracı gençlerdi.”
Tüm baskılara rağmen CHP gençliği kitlesel olarak sahada yer almamıştı zira “yolsuzluk iddialarının ciddiyeti”nin yanında İmamoğlu ailesinin ANAP’lı geçmişi ve Özgür Özel’in partiye “ünvanlı olarak giriş yapmış olması” yani partiyle rabıtalarının “yeni olması” otomatik ve sorgusuz, sualsiz eylemleri engellemişti. Kazanılan belediyelerin CHP’li gençlerden çok başka partilerden gençlerin “iş sahibi olması için kullanılması da” sanılandan çok daha büyük bir tepki oluşturmuştu tabanda. Bu yüzden “dur bakalım ne olacak” yaklaşımı egemen oldu ve “çatışmaya katarak taraf yapma” düşüncesi daha en başta uygulanamaz hale geldi.
İlk anda, şok etkisini de kullanarak, CHP tabanının çatışmaların doğrudan tarafı haline getirilememiş olması propaganda ekiplerinin planlarını alt üst etti zira onlar CHP tabanını “kalplerinden yakalamak” istiyorlardı. İlk şok etkisinin geçmesiyle birlikte zaman da İmamoğlu/Özel’in aleyhinde akmaya başlamış oldu. Zira her gün yeni bir itirafçı, yeni bir rapor, yeni bir tanıklık ortaya çıkıyor ve tüm yalanlamalara rağmen, kafalardaki soru işaretleri artıyor.
Özel’in Mecburi İstikameti: Erken Seçim Zorlaması
CHP’de en az üç büyük grubun oluştuğu ancak İmamoğlu ile Özel’i destekleyen grupların, şimdilik, Kılıçdaroğlu’na karşı birlikte hareket ettikleri artık herkesin görebildiği bir gerçek. Gözaltılar sonucunda oluşan gergin ortam, her gün ortaya çıkan itirafçılar ve İBB davasının hiç de boş olmadığının görülmeye başlaması İmamoğlu/Özel için sorunlu bir dönemin habercisi. Artık Mart ayına göre yeni şeyler söyleme ihtiyacı çok daha fazla ancak bu da mümkün görünmediği için bir kaç konu öne çıkarılıyor.
Bunlardan biri tabanın dağılmasını engellemek için ortaya konan ve partiyi dikensiz gül bahçesine çevirmeye yarayan “kurultaylar”. Özel’in sihirli bir buluş olarak ortaya attığı ve kayyuma karşı “plan” olarak ortaya koyduğu kurultaylar “kafası karışanların tasfiyesine ve vaatle desteği alınabilecek olanların saflara katılmasına” yarıyor. Elbette fırsattan istifade partide kalan son demokratik katılım kapıları da ağır baskılar altında yok ediliyor. Artık Kurultaylar, Özel’in ve İmamoğlu’nun bireysel ikbal mücadelelerine onay verecek kadroların iş başına getirilmesinden başka bir anlam ifade etmeyecek. Kısa vadede CHP’nin hakim gruplarına katkı sağlayabilecek bu durumun sürdürülmesi ise mümkün değil zira “aşırı kullanım” sebebiyle her aracın değeri düşüyor.
Aşırı kullanım sebebiyle, tepkiye sebep olsa da, asla vazgeçilemeyecek diğer konunun Kılıçdaroğlu’nu hedef almak olduğunu söylemiştim. Ancak Kılıçdaroğlu’nun “ihraç edilmesi” mahkeme kararıyla 38.Kurultay “yok sayılana” kadar mümkün görünmüyor zira Kılıçdaroğlu sayesinde “dışardaki düşman yerine içerdeki düşman söylemi hakim oluyor”, tüm sorumluluk Kılıçdaroğlu’nun sırtına yüklenebiliyor. Kılıçdaroğlu ancak “kopuş stratejisine geçiş” durumunda ihraç edilebilir ki bunun anlamı da çatışmanın fiziksel kavgaya dökülmesidir.
Şöyle ki Saraçhanede CHP’lileri polisle çatıştırıp “taraf yaparak yanında tutmaya” çalışan İmamoğlu/Özel ekibi bu konuda tabanı istedikleri kadar etkileyemediklerini görünce çatışma durumu “Mutlak Butlan” kararına kadar ertelenmiş oldu. Şayet mahkeme “mutlak butlan” kararı verirse mümkün olan en yüksek sayıda CHP’liyi CHP’den koparmak ve yeni kurulacak partiye taşımak için CHP Genel Merkezin’e CHP’lileri toplamak ve polisle çatıştırarak Kılıçdaroğlu’nu “CHP’lileri dövdüren adam” olarak kodlamak istiyorlar. Ancak gerçek CHP’liler bu oyuna gelmeyeceği için pek çok küçük sol grubun çatışmaları yürütmesi için kullanılacağı şimdiden belli olmuş durumda.
İmamoğlu/Özel ekibinin bir diğer zorunlu hamlesi “Erken Seçim” talebi. Meclis grubunda hala Kılıçdaroğlu’na bağlı ya da en azından İmamoğlu/Özel ve Zoom çetesine mesafeli milletvekillerinin bulunması rahatsızlık yaratıyor. Ancak daha önemlisi erken seçim halinde “tutuklu belediye başkanlarını” ve belediye çalışanlarını “adaylaştırarak” meseleyi Meclis’in temel sorunlarından biri haline getirmek istiyorlar. Böylece pazarlık güçlerinin artacağına inanıyorlar.
Olası erken seçim kararının bir diğer avantajı da tutuklular arasındaki çözülmeyi engellemek ve milletvekilliğinin bir “havuç” olarak kullanılabilecek olması. Ancak bu noktada CHP örgütlerinde emek veren binlerce siyasetçiye kötü haberi de vermek gerek: Bütün koltuklar dolu. Onlara sıra gelmeyecek! Zira Zoom çetesi ve onlara müzahir olanlar aday olacaklarına göre geriye kalan milletvekillikleri de tutuklulara, onların ailelerine ve kayıtsız şartsız İmamoğlu/Özel ekibine destek verecek olanlara ayrılacak. Bu yüzden erken seçim kararı alınırsa CHP örgütleri “kendi adaylarını çıkaramayacaklar.”
Erken Seçim kararı, tüm sürecin yeniden başlamasına, yeni durumun yeni imkanlar yaratma potansiyeli bağlamında da bir zorunluluğa dönüşüyor ancak erken seçime duyulan bu acil ihtiyaca Ak Parti’nin olumlu cevap vermesi için henüz bir sebep yok. Ancak “erken seçim talebi”nin gündemde tutulması da zorunluluk. Bundan sonra da sürekli erken seçim talebini duyacağız.
Kılıçdaroğlu’nun Kaderi
Aslında hikayenin kilitlendiği konu Kılıçdaroğlu. İmamoğlu/Özel ekibinin “çatışmayı dışardan içeriye” taşıdığını ve bunun yarattığı konfor ve hareket alanını değerlendirdik. Şimdi de ideal anlamda İmamoğlu/Özel ekibinin ne istediğine bakalım. Zira bu aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nun kaderini de belirleyecek.
İmamoğlu/Özel ekibi istiyor ki Kılıçdaroğlu “açıklama yaparak Kurultay’ı önce meşrulaştırsın” yani pavyonlarda el değiştiren paraları vs bir tarafa bıraksın ve görevi kabul etmeyeceğini açıklasın. Böylece CHP kendilerine kalsın ve CHP’lileri istedikleri gibi kendi ikballeri için kullanabilsinler.
Diğer “iyi senaryo” CHP’li olmayanlardan oluşan bir kayyumun atanması seçeneği. Zira “dışardan gelecek olan” ekiplerin CHP’lilere etki edemeyeceğine inanıyorlar ki bunda haklılar.
Bu durumda Kılıçdaroğlu’nun varlığı, en kritik konu olarak karşımıza çıkıyor. Ancak Kılıçdaroğlu ihraç edilirse çatışmanın “içerden dışarıya” taşınmak zorunda olacağından her bir yolsuzluk iddiasına, her bir belgeye ya da itirafa cevap üretmek gerekeceğinden Kılıçdaroğlu’nun partide kalması önemli. Kılıçdaroğlu’na saldırmanın hem bedeli olmadığını düşünüyorlar hem de tüm tartışmalar kişiselleştirilmiş oluyor. Ancak Kılıçdaroğlu dışındaki CHP’liler için durum farklı. Bu süreçte ağzını açan, soru soran, bu işte bir yanlışlık var diyen herkesin “ihraç edileceği” ortada. Kılıçdaroğlu’nun, her acil durumda “günah keçisi yapılmak” üzere partide kalması isteniyor.
Tabii bir diğer mesele Kılıçdaroğlu’nu konuşturmak! İmamoğlu/Özel ekibi Kılıçdaroğlu’nun ne olursa olsun mahkeme kararından önce konuşmasını istiyorlar. Bu arzularında da aslında haklılar. Zira Kılıçdaroğlu’nun konuşması iki sonuç doğurabilir. Birinci sonucu söyledik. Yani çıkar ve tüm süreci yok sayar, mevcut yönetimi aklarsa bu durumda yönetimin eli güçlenir ve mahkeme ne karar verirse versin CHP tabanına sadece şunu söylerler: Kurultay’ın tarafı olan Kılıçdaroğlu bile hiç bir sorun olmadığını açıkladı! Kayım davası da “kumpas” İBB soruşturmaları da “kumpas”.
Diğer olasılık Kılıçdaroğlu’nun hem Kurultay Davasıyla hem de İBB soruşturmasıyla ilgili her hangi bir şey söylemesidir. Kılıçdaroğlu ister “sadece şüphe” ortaya koyan yumuşak bir açıklama yapsın isterse en sert şekilde İmamoğlu’nun ve Özel’in “üçkağıtçı olduğunu” haykırsın sonuç aynıdır: Kılıçdaroğlu, mahkeme kararından önce konuştuğu için bir tür “ihsası rey” beyanında bulunmuş sayılarak, AKP işbirlikçisi olarak mahkum edilebilecektir ve her şeyi “koltuğunu geri almak için yapıyor” ana söylemiyle bertaraf edilecektir. O halde Kılıçdaroğlu’nun konuşması intihar demek olacakken, susması ise meşruiyet üretecektir. Bu yüzden İmamoğlu/Özel ekibi “Konuş! Ne olursa olsun konuş! İster küfret, ister takdir et! Yeter ki konuş!” modunda dolaşmaktadır.
İletişim Ekibi Yanılıyor! Yolun Sonuna Gelindi
Düşmanı dışardan içeriye çekip, tüm süreci iyilerle-kötüler arasındaki mücadele olarak kodlamak iyi fikirlerdi. Kısa vadede sonuç alınabilse ve gündem tamamen değiştirilebilse başarılı da olunurdu. Ancak Saraçhane’den itibaren CHP tabanı ikna edilemediği için “aşırı kullanım” dönemine girildi. İşin kötü tarafı “aşırı kullanım” sonucunda İmamoğlu, Belediye Başkanları ve tutuklu herkes “insanüstü bireyler” noktasına taşınmış oldu.
Özgür Özel’in bireysel kefaleti abartması da tüm süreci “ya hep ya hiç” boyutuna taşıdı. Bu propaganda yönteminin orta uzun vadede CHP tabanını konsolide etmesi mümkün görünmüyor zira “ilk gerçek delil” ortaya çıktığında yani “ilk gedik oluştuğunda” tüm masal yerle bir olacak kadar kırılgan hale geldi. Özellikle medya aparatlarının, ki kendileri ipin ucunu kaçırmış şekilde saldırganlaştılar, durumları çok kırılgan. Bir yandan İmamoğlu/Özel ekibinin tüm söylemlerini yeniden üretmek için sürekli aktif davranıyorlar ama öte yandan suçlamaların bir kısmının muhatabı durumundalar.İddianame ortaya çıktığında ve somut deliller kamuoyuyla paylaşılmaya başlandığında propaganda makinasının bir anda çökmesi çok olası.
İkinci büyük risk her an ortaya çıkabilecek olan parti içi muhalefetin varlığı. İmamoğlu/Özel ekibi baskıyı o kadar arttırdı ki bir noktadan sonra kendilerine yönetimin ilk halkasında yer bulamayacağına inanan kadroların mecburen “muhalefet bayrağını” açması gündeme gelecek. Muhalefet etmeye başlamaksa “iddiaların dışardan değil içerden yükseltilmesi” demek ki sonu ihraçla bitecek olsa da büyük anlatıya zarar verme potansiyeli her daim akılda tutulmalı.
Özellikle mevcut milletvekilleri arasından “İmamoğlu’na ve Özel’e muhalif sesler yükselirse” CHP üst yönetiminin “diktatörce uygulamaları devreye sokacağını ve yoğun ihraçlarla meselenin üstünü kapatmaya çalışacaklarını öngörebiliriz. Fakat hatırlamak gerekir ki “bir kereden çok şey olur”! Bütün hikaye küçük bir taş parçasıyla tüm büyüsünü kaybedebilir.
Ancak en önemli sorun alanı İmamoğlu/Özel ekibinin CHP tabanının ruh halini anlayamıyor olması. CHP’li olmanın inanılmaz derecede zor olduğu bir dönemde partide kalmaya devam eden oy verenlerin, yolsuzluk ve kirli para işleri konusunda ne kadar hassas olabileceklerini bence bilmiyorlar.
Zira CHP’ye oy veren milyonlarca insan 25 yıldır ilk kez “bu kadar derin bir şaşkınlık” yaşıyor. Nasıl ki 6 Şubat 2023 depreminin ardından televizyon ekranlarında canlı yayınlanan “bağış” programında, cebindeki 50 lirayı bağışlamayı düşünen insanlar “25 milyonu 30’a yuvarlıyorum” lafları karşısında fakirlikleriyle yüzleştilerse CHP tabanı da iddia edilen paraları duyunca aynı şoku yaşıyor! 25 yıldır ilk kez “bu kadar fakir olduğunu” anlıyor. Her evde bir işsizin olduğu, ev genci adı verilen gençlerin milyonlarcasının yaşadığı CHP’lilerin evlerinde; dağıtıldığı iddia edilen dolarlar, itiraf edilen alışveriş kartları, kıyak olarak verilen daireler, sülale boyu iş vaatleri vs travma yaratıyor. “Biz açlıkla boğuşurken yukarılarda her şey güllük gülistanmış” duygusu CHP tabanının aktif olarak sokağa çıkmasını engelliyor.
Hatta öyle bir durum var ki hakkında çeşitli iddialar bulunan, HTS kayıtları üzerinden çeşitli para alışverişleri ile suçlanan bir Youtube ünlüsü hanımın “HTS kayıtları olduğu söylenen günlerde ben ne yapmışım” diyerek paylaştığı listenin “Godiva’dan başlayıp, Kuruçeşme’de devam edip Etiler, Zorlu, Bebek taraflarında son bulması” CHP tabanında “deprem” etkisi yarattı. Cebinde 100 lira olmadığı için bir bardak çay içemeyen insanlar sıradan Youtube ünlüsünün yaşadığı hayatı görünce kafasının ortasında koca bir “soru işaretiyle” yaşamaya başladılar. Konu bu kadar dramatikken Aziz isimli ne idüğü belirsiz birinin aldığı yüzlerce ihale de tabanı geriyor.
Düne kadar tshirtle gezen bazı parti yöneticilerinin lüks kıyafetleri, Anadolu’da yaşam mücadelesi veren CHP’lilerde “aldatılmışlık” duygusu yaratıyor. Ne yazık ki İmamoğlu/Özel ekibi o insanları tanımadıkları için onların yaşadığı derin düş kırıklığını da ölçemiyorlar. CHP tabanı çatırdıyor!
Aslında, İSKİ gibi küçük sayılabilecek ve doğrudan SHP kurumsal kimliğiyle ilgisi olmayan bir konunun bile o dönemde SHP’yi ne hale getirdiğini hatırlayanlar, yolsuzluk ve kirli para işleri güçlü delillerle ortaya çıkarıldığında CHP tabanının öfkesinin mevcut parti yönetimini o koltuklarda tutmayacağına da tahmin edebilir ancak CHP’de söz ve yetki sahibi pek çok kişinin, CHP’yi tanımadığı düşünülürse muhtemelen “tanışma meselesi” hikayenin sonuna denk düşecek.
Bundan Sonrası Zamanla ve İddianameyle İlgili
Gelinen noktada sürecin sona yaklaştığı belli. İmamoğlu ekibi ve Özgür Özel ekibi davalar sonuçlanana kadar birlikte hareket edecekler ve kendilerini CHP’lilerin arkasına saklayarak kurtarmaya çalışacaklar. Ancak şu da akılda tutulmalı: İmamoğlu ve Özel aynı “ekibin” elemanları değiller. Şu ana kadar birlikte hareket etmeleri kimseyi yanıltmasın. Yeri geldiğinde birbirlerini ateşe atacakları gibi, yıpranmanın durumuna göre Özgür Özel de İmamoğlu’yla birlikte “feda edilecekler” arasına girebilir.
Uzun zamandır CHP’yi dizayn eden ve istedikleri şekilde yönlendiren ekipler, İmamoğlu’nu da Özel’i de yedeklemişlerdir. Hatta bir yandan da Kılıçdaroğlu ekibine adamlarını soktuklarını görüyorum.
Ancak tarihin akışı hepsini aşacaktır. Zira mevcut planlar tek yönlü, fazlasıyla negatif ve İmamoğlu/Özel ekibinin öne çıkarabileceği gerçek partili sayısı çok az. O kadar ki CHP’de hiç bir ağırlığı olmayan ve aslında “eski Genel Başkan” olarak da kabul edilemeyecek Hikmet Çetin’e ve hiç bir zaman CHP’li olamamış Murat Karayalçın’a bel bağlıyorlar. Oysa bu insanların üst yönetimde etkileri olsa da tabandaki etkileri nerdeyse sıfır. Taban, yukarıya baktığında kendisini göremediği gibi kanaat önderlerini de göremiyor. Bu da tarifsiz bir “yalnızlık” duygusuna ve pasif direnişe sebep oluyor. Bu yüzden mitingler istenen heyecanı yaratmıyor, ardı ardına yapılan Kurultaylara taban ilgi göstermiyor, sokaklarda Genel merkez’in ürettiği söylemler sahiplenilmiyor. Sanılanın aksine CHP tabanı, üst yönetimin tam aksi yönde yürümeye devam ediyor.
Bu anlamda, ben, CHP tabanının çok fazla içine kapandığını ve an itibariyle İmamoğlu/Özel ekipleri için en büyük risk unsuru haline geldiğini değerlendiriyorum. Taban, “tek gündemi İmamoğlu ve Özel” olan, mevcut üst yönetimin ikbali dışında tek bir söz söylemeyen bu düzeni ve üst yönetimin sığ planlarını benimsemiyor. Bu düzenin kendilerini “tutsaklaştırdığını”, hareket edemez hale getirdiğini görüyor ve heyecanla iddianameyi ve ortaya konacak somut delilleri bekliyor.
Zaten, iddianame ortaya çıkınca ve deliller kamuoyunun önüne konulunca tüm planlar da “yok hükümde” sayılacaktır. Zira büyük boksör Mike Tyson’ın dediği gibi “Ağzının ortasına yumruğu yiyene kadar herkesin bir planı vardır!” Yumruktan sonra kime ne olacağı da Allah’ın takdiri olacaktır.
Tayfun Şahin, 29 Eylül 2025

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.
- Bir radikalleştirme hikayesi | Özgür Özel ve ortakları CHP’lileri suça sürüklüyor
- Özgür Özel’e Genel Merkez Binasından Kaçması İçin Fırsat Verilmeli
- Casusluk davasındaki devlet sırrı | İstanbul’u İmamoğlu’na yabancı istihbarat örgütleri mi kazandırdı?
- Mustafa Sarıgül’den Muharrem İnce’ye Casusluk Davasının İşaret Ettikleri
- CHP tabanıyla CHP üst yönetimi arasındaki bağ koptu

Tebrikler güzel bir analiz