Dilek İmamoğlu stratejisi | CHP’yi ele geçiren kadro CHP’lileri tasfiye edene kadar durmayacak

Türk siyasetine eleştirel gözle bakanların, özellikle CHP’nin yaptığı hataları eleştirmek için başvurduğu bir söz vardır: “Aynı şeyleri yaparsan aynı sonucu alırsın!” Bu sözün atfedildiği Einstein ise şöyle demiş: “Delilik aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.

Gerçekten de öyledir, aynı yanlışı tekrar tekrar yapınca diğer değişkenler yaklaşık olarak aynıysa sonuç da genelde aynı olur.
Görünen o ki, CHP’nin son on beş yılında hata olarak adlandırılan ne varsa ‘tamamında’ üst düzey yönetici olarak oy veren, yön veren, karar alan “Zoom çetesi” mensupları, tıpkı geçmişte yaptıkları gibi, yine aynı şeyleri yapıp farklı sonuç almaya uğraşıyorlar.

Ergen tavırlarla, bağırıp çağırmanın “hat kırıcı ya da yol inşa edici bir yöntem” olmadığını anlamadıkları için aralıksız olarak Youtube’a “atarlı genç videosu” yüklüyorlar. Ve bu tarz videolarla sonuç alacaklarına inanıyorlar. O kadar inanıyorlar ki Özgür Özel’in iktidarı düşürecek sandığı ama makara konusu olan “kırmızı kart gösterme” konusu herhalde rafa kalkmıştır, bunca makaradan sonra kimse kırmızı kart gösterme abukluğunu yapmaz derken kerameti kendinden menkul Veli Ağbaba, Meclis’teki bir komisyon toplantısında ilgili bakana “kırmızı kartı” gösteriverdi. Daha vahim olanı CHP’li diğer milletvekilleri de ilkokul çocuğu gibi ellerindeki kartları havaya kaldırdılar.

Komisyon toplantısında Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak salona girdiği sırada CHP’li vekiller kırmızı kart göstererek, “Siz de bahis oynuyor musunuz?” sorusunu yöneltti. Bakan Bak ise “VAR’dan döner o” karşılığını verdi.

Açıkçası kendileri için üzülmedim zira çapları o kadar olabilir. Belki yaptıkları şeye gerçekten inanıyorlardır. Ancak çocukları ve yakın çevrelerinde insanlar için üzüldüm. Hadi seçmeni umursamıyorlar ve Meclis’i de çocuk bahçesi sanıyorlar diyelim ama koca koca adamların kendi sosyal çevrelerini düşünmeden böyle absürtlükler yapabilmesi ilginç göründü bana.

Sonra bu konu üzerine düşündüm. Acaba bu insanlar neden yanlışlığı ispatlanmış şeyleri yaparak farklı sonuç elde edebileceklerine inanmış olabilirler? Kırmızı kart gösterme mevzuu Özgür Özel tarafından lanse edildiğinde toplum bu yöntemi benimsememiş olmasına rağmen Veli Ağbaba ve adamlarını ‘bu sefer işe yarayacak ve iktidar perişan olacak’ duygusuna iten ne olabilirdi?

Kumarbaz Yanılgısı CHP Üst Yönetimini Esir Almış Durumda

Aradığım cevabı Gambler’s Fallacy (Kumarbaz Yanılgısı) düşüncesinde buldum. Bu yanılgıya göre, geçmiş sonuçların gelecekteki olayları etkileyeceği düşünülüyormuş. Örneğin yazı tura oyununda madeni para her havaya atıldığında yazı ya da tura gelme olasılığı %50’dir. Ancak kumarbazlar/bazı insanlar arka arkaya on kez tura geldiyse artık yazı gelme ihtimalinin daha yüksek olduğunu düşünürlermiş. Oysa daha önce on kez tura gelmesiyle yeni atışın olasılık kısmında değişen bir şey yoktur. Kumarbazlarsa tam tersini düşünürlermiş. Mesela on el kaybettim artık kazanma zamanım geldi, bu sefer kesin kazanırım gibi bir düşünceyle daha fazla para yatırıp, kazanacaklarına inanırlarmış.

CHP Üst yönetimin yanlıştaki ısrarına bakınca ortada bir tür ‘Kumarbaz Yanılgısı’ olduğunu düşündüm. Her halde şöyle varsayıyorlar: “Kırmızı kartı gösterdik ve on kere rezil olduk ama artık rezil olmayız. İktidarı bu sefer çil yavrusu gibi dağıtırız!

Fakat sonuç değişmedi. Çağımızın en büyük siyasetçisi(!) Veli Ağbaba kırmızı kartı çekince, ilgili bakan da “O kart VAR’dan döner!” (Video Assistant Referee/Video Yardımcı Hakem) deyip, yoluna devam etti. Fakat gözlemlerimiz doğruysa CHP elitlerinin kırmızı karttan vazgeçmesi mümkün olmayacak. Çok sürmez, bir kaç ay içinde, bir başka üst düzey CHP’linin aynı kartı, aynı şekilde kullanacağına ve yeniden madara olacağına şahitlik edeceğiz.

Ancak beni asıl ilgilendiren konu “Kumarbaz Yanılgısı”nın aynı zamanda CHP üst yönetiminin düşünme biçimine dair ipuçları vermesi. Bu tarz ipuçlarını, olayları algılama biçimlerini, çözüm olarak attıkları adımları değerlendirdiğimizde “CHP’nin fazlasıyla öngörülebilir” bir parti olduğunu söyleyebiliriz.

CHP’li Milletvekillerinin Yayımladığı Bildiri ve Özgür Özel’in Meseleye Yaklaşımı

Malum olduğu üzere, uzun zamandır beklenen oldu ve CHP’li bir grup milletvekili, partinin içine düştüğü kısır döngüden, İBB eksenli yolsuzluk iddialarına karşı partiyi koruyacak, tabanı suç ortağıymış gibi görünmekten kurtaracak hiçbir eylemin yapılmamasından ve CHP’nin tek gündeminin İBB’ye endekslenmiş olmasından duydukları rahatsızlığı dile getiren bir bildiri yayımladılar.

Özgür Özel/İmamoğlu ittifakının, “Ne derlerse desinler, hangi belgeyi çıkarırlarsa çıkarsınlar reddet, inkar et, yalan/iftira olarak damgala” stratejisinden geri adım atmayacağını ve sonuna kadar bu doğrultuda hareket edeceklerini gördükleri için olsa gerek bir de yazılı olarak bu yöntemin işe yaramadığını düşündüklerini ilan etmiş oldular.

Bence bu adım çok önemliydi zira artık hiç bir şey eskisi gibi olamaz. Taraflardan biri, bir kez bile egemen anlatıya baş kaldırdıysa artık ‘her şey yalan ve iftira’ demenin hiçbir anlamı olamaz çünkü “kral çıplak” diyenler parti içinden çıktı! Zaten, CHP üst yönetimiyle hareket eden bir gazetecinin bildiriyi “utanç verici” olarak değerlendirmesi de gelecekte ne olacağına dair bir referans noktası oluşturdu.

Gerçekten de CHP üst yönetiminin, inkara dayalı stratejiden vazgeçmesi mümkün değil zira bunu yaptıkları anda tek tek iddialara cevap vermek zorunda kalacakları gibi ellerinin altında yeterli sayıda kanaat önderi, sözüne rağbet edilen CHP’li siyasetçi, saygı duyulan gazeteci olmadığı için, yeni anlatılarını topluma iletirken de sorunlarla karşılaşacaklardır. Tüm bunların üzerine, CHP üst yönetiminin kişisel ajandaları dışında hiç bir gündemlerinin olmadığını, akıllarda kalan tek bir analizlerinin, dünyaya, bölgeye ülkeye dair küçük de olsa bir değerlendirmelerinin bulunmadığını da eklediğimizde CHP’nin eninde sonunda “bildiricilerle hesaplaşma” yoluna gideceğini öngörebiliriz.

Aslında bizi böyle düşünmeye iten parametreler arasında, Özel/İmamoğlu ittifakının CHP’yi müstakil bir yapı olarak değil de ‘kendi kişisel ikbal projelerinin aracı olarak görmelerinin’ büyük payı var. Bilindiği üzere İmamoğlu da, Özgür Özel de, klasik CHP’li ailelerden gelmedikleri gibi, CHP tabanını tanımak gibi işlerle de uğraşmıyorlar. Onlar için Atatürkçü, gerçek CHP’liler sadece ayakbağı oluşturuyor, çünkü onlar ilkeli ve demokratik siyaset istiyorlar.

Bu yüzden tabanı ya Atatürk sömürüsüyle susturuyorlar ya da gençlik/kadın kotası adı altında “yönetebilecekleri” insanları hızla PM’ye MYK’ya doldurarak içeriden yükselebilecek her türlü sesi ortadan kaldırmayı deniyorlar. Bu noktada kafaları karıştıran en önemli konu “CHP’ye kimin, ne kadar hizmet ettiği” konusu.

CHP’nin Temsil Yetkisini Kullananlar CHP’ye Hizmet Edenleri Zencileştirdi

TV programlarında da, örgüt toplantılarında da görmüşsünüzdür, mikrofonu eline alan başlar nutuk atmaya: ‘Ben, 40 yıldır partiye hizmet ediyorum! Partinin tuvaletlerini temizledim! Afiş astım!’

Duyunca kulağa ilginç gelebilecek bu iddiaları referans alırsak ortada bir sorun olduğu hemen anlaşılabilir. Zira bu tarz cümleler kuranlar genelde mikrofona, televizyona, gazeteye ulaşabilecek olan parti elitlerinden çıkar. Kimse gidip de Sivas’ın Suşehri’nde, Gümüşhane’nin Köse’sinde parti bayrağı inmesin diye, kırk yıldır her türlü ötekileştirmeye ve fişlemeye rağmen üyelikte ısrar eden üyelere sormaz. Zaten onlara sorulduğunda da CHP elitleri gibi, başkalarını borçlu çıkaracak şekilde, “kırk yıldır şunu yaptım, bunu yaptım” cümleleri duyulmaz.

Partinin gerçek emekçileri, büyük bir vakar içinde, ‘yapmamız gerekeni yaptık’ derler ve hiç kimseyi borçlu çıkarmadan mücadelelerine devam ederler. Oysa CHP elitlerinde durum tam tersidir. Onlar, maddi manevi sahip oldukları her şeyi CHP’ye borçlu oldukları halde büyük bir yüzsüzlükle tabanı borçlu çıkarıp, “kırk yıldır hizmet ettim”, yani “koltuğu en çok ben hak ediyorum” deyiverirler.

İşte yanlış bilinç tam bu cümlededir! Zira aslında partiye üye olan, oy veren, partinin fikirlerini her platformda savunan ama karşılığında hiçbir şey almayan kişilerin yaptıkları şeyler “hizmettir“. Partinin çok az sayıda olan, Anadolu’nun küçük illeri hariç, il başkanlığı, milletvekilliği, belediye başkanlığı, PM üyeliği, MYK üyeliği gibi karşılığında maaş, şöhret, saygı, bireysel haz alınan makamları dolduranların yaptığı şey “temsildir“.

CHP İstanbul İl Başkanlığı’na yapılan saldırının ardından parti emekçileri il binasında ‘temizlik kampanyası’ başlatmıştı.

Yani aralıksız olarak tam yirmi üç yıldır milletvekilliği, MYK üyeliği, TBMM Grup Başkanvekilliği gibi makamlara oturan Engin Altay gibilerle kıyaslandığında Van’ın Bahçesaray’ında CHP üyesi olarak yirmi üç yıl geçiren herhangi bir seçmen partiye çok daha fazla “hizmet” etmiş sayılır. Eğer alacak-verecek ilişkisi kurulacaksa partide işgal ettikleri koltuklara yapışanlar “borçludur”, sıradan üyeler “alacaklıdır”.

Aynı durum Muharrem İnce gibi figürler için de geçerlidir. Yirmili yaşlarında afiş astığı için her fırsatta “ev sahibi” gibi rollenmeler Muharrem İncelerin “borçlu” olduğu gerçeğinin üstünü örtemez, zira 3-5 yıllık hizmetin ardından on yıllarca makam işgal etmişlerdir, isim, para, şöhret sahibi olmuşlardır.

CHP olmasa Muharrem İnce kimdir, Özgür Özel kimdir ya da Ekrem İmamoğlu kimdir? Bugün adı bilinmeyen yirmi yıldır, otuz yıldır, kırk yıldır hiç bir temsil makamına gelmemiş ama partili kalmaya devam etmiş seçmenlerle kıyaslandığında mevcut CHP elitlerinin hiçbir hizmeti yoktur! Onlar sadece “temsilcidir” ve temsil ettikleri için de her şeyi fazlasıyla elde etmişlerdir.

Ancak CHP çok uzun zamandır tüm kavram setini, tepedeki birkaç kliğin çıkarları uğruna feda ettiği için, ömrünü partiye veren adsız insanlar Genel Merkez kapısından bile içeri giremezken, sekreterleri aşıp dertlerini bir yöneticiye anlatamazken paraşütle makam ve mevki sahibi yapılan adamlar, hem CHP sayesinde “parayla, şöhretle, itibarla” tanışıp hem de partiye hizmet verenleri aşağılamaya devam etmektedirler. Ballı makamlara geçirdikleri yılları “yirmi – otuz yıldır hizmet ediyorum aday olmak en çok benim hakkım” diye pazarlamaktadırlar!

Hem de Tugay Adakların, Taner Coşkunların emekleri hiçe sayılarak, ayaklar altına alınarak!

Gelinen nokta tam olarak budur! Partiyi temsil makamlarında olanlar parti emekçilerini zencileştirmiş, onların emeklerinin, mücadelelerinin ve umutlarının üstüne çökerek kendi bireysel ikballeri için meze yapmışlardır. Temsil yetkisi kullanan bir avuç azınlık, hiçbir emek vermeden ele geçirdikleri koltukların gücüyle tabanın emekçilerini köleleştirmeyi uygun görmüşlerdir.

Bu anlamda Özgür Özel’in CHP’ye toplam hizmeti ‘bir gram’ bile değildir. Zira kendisi de siyasete “temsil makamından” başlamıştır ve koltuk sahibi olmadan CHP’de mücadele edip etmeyeceği de şüphelidir! Özel, CHP’nin üyelerine, seçmenlerine, emekçilerine borçludur!

CHP’yi Ele Geçiren Kadro CHP’lileri Tamamen Tasfiye Edene Kadar Durmayacak

Bu tablo, bizim için 28–30 Kasım 2025’te, Ankara’da yapılacak Olağan Kurultay’da ne olacağını görmemizi sağlayan bir bakış açısı ortaya çıkarıyor. CHP’ye hiç bir hizmeti olmayan ama CHP’lilerin emeklerine çöken bu kadro, yaklaşık 10 gün sonra, “tarla zencisi” olarak gördükleri CHP tabanının kırmızı çizgilerini yerle bir etmekle işe başlayacaktır.

Kapalı kapılar ardında 3-5 kişiye siparişle hazırlatılan ve oldu bittiyle örgüte dayatılacak olan yeni “parti programının” ucuz, modası geçmiş, gayrı milli bir “Batı Avrupa Sosyal Demokrat Parti Programı” olacağından hiç şüphe duymayın! Geçmişte Murat Karayalçın’ın CHP’nin karşısında kurduğu Sosyal Demokrat Halk Partisi ile bugünkü ergen siyasetin kalesi Türkiye İşçi Partisinin programlarının bir karışımını ‘yeni’ diye partiye dayatacaklar.

Ancak sanılanın aksine CHP’yi ele geçiren kliğin CHP’li nefreti sadece programın değiştirilmesiyle bitmeyecek. CHP’li geçmişi olan, CHP’ye unvansız, parasız, beklentisiz hizmet eden kim varsa süreç içinde tasfiye edilmeye devam edilecek. Zira bu klik için CHP tabanı “tarla zencisinden” başka bir şey değildir ve öldürülmemelerinin tek sebebi ‘oy verme hakkına’ sahip olmalarıdır.

O halde bugün bildiriye imza veren on milletvekili ve aynı düşünceleri paylaşsa da henüz imza vermeyen çok daha fazlası, tabanda ve gerçek CHP’liler arasında sevgiyle karşılanacakken, CHP’yi ele geçiren klik tarafından hedefe konulacaktır. Zira onlar, Özel/İmamoğlu ortaklığının büyük anlatısına karşı durma cüreti gösterdikleri için artık “yok edilecekler” listesinin tepesine yazılmışlardır.

Zaten bu durum da her gün trolleri eliyle sövdürdükleri Sayın Kılıçdaroğlu’nu konumlandırdıkları yerle paraleldir. CHP elitleri, dışarıdaki düşmanı içeriye çekerek, yani Kılıçdaroğlu’nu hedef alarak İBB dosyasını ve iddialarını ‘parti içi’ kavga boyutuna indirgemek ve ‘inkar’ politikalarını sürekli tekrar etmek istemektedirler. Ancak ortaya konan her belgeyle, gün yüzüne çıkan her itirafla süreç CHP eliti için zora girmektedir.

Ana Söylem Çöktü! İletişim Ekibinin Tek Seçeneği: Dilek İmamoğlu

CHP elitlerinin sürdürdüğü iletişim stratejisinin çöktüğünü/çökmek zorunda olduğunu daha önceki yazılarda ele almıştık. Şimdi İmamoğlu/Özel ekibinin elinde neredeyse hiçbir koz kalmadı ve CHP’yi gerçek CHP’lilerden arındırmak için parti programından başlayarak CHP’yi dönüştürmek, bu yolla AB üyesi devletlerin yardımına ulaşmak, kendilerini ‘sosyal demokrat’ adı altında AB’ye peşkeş çekmek istediklerini görüyoruz. Böylece CHP tabanı vasıtasıyla üretemedikleri meşruiyeti, AB ülkelerinden devşirmeyi amaçlıyorlar.

Ancak ortada bir sorun var! “Tarla zencisi” muamelesi yaptıkları gerçek CHP’lilerin de kendilerine oy vermeye, sahip çıkmaya, korumaya devam etmesini istiyorlar. Atatürk sömürüsüyle bunu bir noktaya kadar başardıkları gerçek ancak daha güçlü bir adım atmaya da ihtiyaçları var!

Eldeki imkan ve kabiliyetlere baktığımızda, Özel-İmamoğlu ekiplerinin aynı olmadığını ve birbirlerine karşı da önlem almaları gerektiğini düşününce iletişim ekibinin önüne tek seçenek çıkıyor: Dilek İmamoğlu ve tutuklu Belediye Başkalarından bir kaçının PM’ye aday gösterilmesi ve ardından Dilek İmamoğlu’nun ‘bir Eşbaşkan gibi’ 2028 yılına kadar İmamoğlu merkezli İBB soruşturmalarına karşı CHP’nin temsilcisi haline getirilmesi.

Muhtemelen İletişim Ekibi, “kadın, genç, anne” kimliklerini “Cumhuriyet Kadını” olarak da pazarlayarak CHP’nin “tarla zencisi” olarak görülen tabanının ikna edilebileceğini de varsayıyorlar.

Ayrıca kadın sesinin ve gerektiği hallerde “kadın gözyaşının” verimli bir kullanım alanı oluşturacağını düşünüyorlar. Üstelik İmamoğlu soyadının günlük siyasi hayatı da domine etme, yönlendirme konularında olumlu etkisinin olacağını hesaplıyorlar.

Ben, bu ve benzeri düşüncelerin kendileri açısından doğru olduğunu ve kısa vadede “hat kırıcı” başka bir seçeneklerinin kalmadığını gözlemliyorum. Zira mücadeleyi tabana yaymak, yeni örgütlenme modeliyle tabanı harekete geçirmek, ideolojik bir yenilenme başlatmak gibi alternatif yol ve yöntemlerin tamamı hem zaman alıcı hem de mevcut yönetici elitin koltukları için tehlikeliyken Dilek İmamoğlu seçeneği tüm bu riskleri en aza indirmek, CHP’nin bomboş olan vitrinini doldurmak, mücadeleyi “bir annenin, eşin adalet mücadelesine” çevirmek ve Dilek İmamoğlu üzerinden Özgür Özel’i hizalamak için makul bir seçenek olarak değerlendirilebileceğini görüyorum.

İletişim ekibinin, kısa vadede sonuç alınabilecek bu olası hamlesinden sonra orta-uzun vadede ortaya çıkacak sonuçları ve ne yaparlarsa yapsınlar engelleyemeyecekleri sonlarını da başka zaman değerlendireceğim. Ancak o gün geldiğinde söylenecek son sözü şimdiden söyleyeyim:

‘Bozuk düzende sağlam çark olmaz(dı)!’

Tayfun Şahin, 21 Kasım 2025

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir