Mutlak Butlan = Ölüm Kalım Savaşı

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sözlüğünde yer alan tanıma göre Siyasi İstihbarat: “Hedef ya da hedef olması muhtemel devletlerin siyasi yapılarını, milli politikalarını, teşkilatlanma yeteneğini, nüfuz ve çıkar gruplarını, dış ilişkilerini, güç kaynaklarını ve bozguncu unsurlarını inceleyen istihbarat koludur.”

Her istihbarat örgütü, karar alıcılar için, “belirsizlikleri en aza indirecek” kadar detaylı, çok boyutlu ve uygulanabilir analizler ortaya koymaya çalışır. 

Doğal olarak, sadece hasım devletlerin dış politikası değil iç politik yapısı da mercek altına alınır ve güç dengelerinden kırılganlıklara, aktörler arası ilişkilerden çıkar gruplarının rekabetine kadar her bir değişken, gerektiğinde avantaj elde etmek için kullanılır. 

İç politik yapının bir dış güç tarafından yönlendirilmesi, manipüle edilmesi uluslararası hukuk açısından sorun oluşturacağı için bilgi toplama, analiz ve manipülasyon süreçleri gizlilik içinde yürütülür. 

Elbette iletişim teknolojilerindeki inanılmaz değişimin ve yaygınlaşmanın sonucu olarak, eskiden “zor” ya da “çok zor” ulaşılan bilgiler artık sadece sanal ortamdan toplanan açık kaynak verileriyle bile elde edilebilmektedir.

Seçimlerde yabancı istihbarat örgütlerinin rolü

“Siyasi İstihbarat” neticesinde elde edilen analizlerden sonra hedef ülkenin iç politikasına yönelik alınan aksiyonların şekli ve çeşidi de zaman içinde değişiklikler göstermiştir. 

Örneğin 1980 öncesinde İtalya’da, “solcu” bir iktidarın egemen olacağını öngören CIA, bunu engelleyebilmek için rakip partilerin seçimi kazanmasını sağlamak maksadıyla oy satın almış, yüksek miktarda para harcamıştır. 

Hatta istedikleri sonucun çıkmayacağını anladıkları anda çeşitli bombalama eylemleriyle halkın seçimini etkilemeye çalışmışlardır.

Bugüne gelindiğinde ise durum daha farklı bir hal almış bulunuyor. Zira artık eskisi gibi “sahada operasyon” icra etmenin yanında, çeşitli hacker gruplarının teşvik edilmesiyle bile kamuoylarını etkilemek mümkündür.  Bu da doğal olarak hemen her seçime, az ya da çok, yabancı devlet müdahalesi tartışmalarını gündeme getirmiştir. 

Son dönemin popüler konularından olan ve Türk kamuoyunun “casusluk davası” olarak aklında yer eden davada, casuslukla suçlanan Hüseyin Gün ile istihbarat örgütü geçmişi tartışılmayan Aaron Barr arasında yapılan Whatsapp yazışmasında geçen şu cümle de seçimlere yabancı devlet müdahalesinin ne kadar yaygın olduğunu göstermesi açısından önemlidir. 

İstihbaratçı Aaron Barr, Rusya’yı kastederek: “Ayının, TR seçimlerinde Batı’daki kadar yoğun yer alacağından şüpheliyim. (…)” demektedir. Yani Barr’a göre Rusya, Batı’daki seçimlere aktif olarak müdahale etmektedir. 

Bir diğer önemli örnek 2016 ABD Başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton‘ın, Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemdeki resmi yazışmaların bir kısmını kişisel e-mailinde tutması ve bu e-maillerin bir kısmının Rusya’ya müzahir yapılar tarafından “seçim sonuçlarını etkilemek” maksadıyla sızdırılmasıdır.

Sadece bu olay sebebiyle Hillary Clinton’un büyük bir itibar kaybı yaşadığı ve seçmenlerin bir kısmının desteğini kaybettiği bugün bile iddia edilmektedir.

Ana muhalefet partileri ve yönetici kadroları da devlet yöneticileri kadar hedeftir!

Görüleceği üzere, hangi ülke sınırları içinde olursa olsun, her siyasi parti ve bunların ötesinde siyasal sistem en ince ayrıntısına kadar hasım devletler tarafından takip edilir ve uygun ortam oluştuğu anda müdahale edilerek istenen şekilde yönlendirilir. 

Demokrasilerde her ana muhalefet partisi, bir sonraki seçimin potansiyel iktidar partisi olabileceği için en az iktidar partisi kadar istihbarat örgütlerinin hedefi durumundadır. 

Ancak yurt dışına çıkan hükümet üyelerinin programları, temasları ve güvenlikleri devletin ilgili birimleri tarafından organize edilirken ana muhalefet partilerinin başkanları ve yöneticileri, ancak kendi kişisel farkındalıkları ölçüsünde potansiyel risk ve tehditlerin farkına varabilmekte ve önlem almaktadırlar. 

Pek çok durumda da, özellikle Genel Başkan dışındaki yönetici kadroları, yurt dışı temaslarını, bir “tatil ya da gözlerden uzak olmak için bir fırsat(!)” olarak görmektedirler.

Oysa Türk yurdundan dışarı çıkıldığı anda yapılan her görüşmenin, temas edilen her kişinin ve girilen her ortamın potansiyel risk teşkil ettiği unutulmamalıdır. Zira her defasında Biyografik İstihbarat analizi için malzeme üretilmektedir. 

Yurt dışına çıkan muhalefet üyelerinden sağlanan istihbari bilgiler

Bilindiği üzere Biyografik İstihbarat: “Hedef ülkenin mevcut veya potansiyel idarecileri ile siyasi, askeri, ekonomik,… aktörleri hakkında kritik bilgiler elde etmek amacıyla yürütülen istihbarat faaliyetleridir. Bireyin yabancı servislerle ilişkilerini, şüpheli bağlantılarını ve kişisel zaaflarını içerecek şekilde genişletilir.”

Bu anlamda Siyasi İstihbarat üretimi için oluşturulan Biyografik İstihbarat çıktıları özelde hedef kişilerin, genel anlamdaysa tüm siyasi yapının MR’ını çekmek gibi sonuç verir. Hatırlanmalıdır ki hedef kişinin alışkanlıklarından beden diline kadar her şey analizin bir parçasıdır. 

Hedef kişi(ler), hangi soruları soruyor, hangi konuları önemsiyor, olaylar arasındaki bağlantıları nasıl kuruyor, karar alma süreçlerine etki edenler kimler, entelektüel durumları nedir,… gibi akla gelebilecek her soruya cevap aranır ve her adımları analiz edilir. 

Hatta pek çok durumda hedef kişiler (özellikle yükselme trendinde olanlar), ilgili devletler tarafından çeşitli vesilelerle davet ettirilir ki “doğal ortamda uzun süre gözlemlenebilsinler.” Yurtdışı seyahatlerini kumar oynamak, “ortam yapmak”, gevezelik etmek için kullanan siyasilerin meselenin bu tarafını da bilmesini isterim, zira “biri sizi gözetliyor.”

Özgür ve yandaşları da yurt dışına seyahat etmeyi pek seviyor

Son dönemde CHP kurmayları, Türkiye’den çok yurt dışında vakit geçirdikleri için bu hatırlatmaları yapma gereği duydum. 

Zira, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu, yüzüne “baba, baba” deyip, arkasından hançerlemekte beis görmeyen Özgür Özel/İmamoğlu kliklerinin bu tavırlarını bir gün Türk halkı unutacak bile olsa, gittikleri ülkelerdeki hiç bir yabancı istihbarat örgütü unutmayacaktır ve ilgililerin “bu özellikleri” de yani “kişisel ikbal için her şeyi ve her yolu mübah görme” alışkanlıklarını her fırsatta kullanacaklardır.

Sosyalist Enternasyonal’in ne olduğunun bile farkında değiller

Ancak sorun sadece bu değil elbette. Kalabalık heyetlerle yurt dışına giden Özel, hiç olmadıkları halde Sosyalist Enternasyonal’e ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’e büyük anlamlar yüklüyor. 

Özgür Özel’in, bireysel hayranlık duygusu yüksek biri olduğunu kendi açıklamalarından biliyoruz. Öyle ki, Özgür herkese hayran! Bu bir kompleks işareti midir onu bilemem ancak büyük siyasilerin her önlerine gelene “hayran olmadıklarını” bilirim. 

Özgür ve CHP’nin parasıyla yurtdışına seyahat eden etrafındakiler, ortada gerçekten “gücü olan, belirli hedefleri bulunan, iç yapısı sağlam” bir organizasyon varmış gibi davranıyorlar. 

Sosyalist Enternasyonal’e derin anlamlar yüklüyorlar, uluslararası dayanışmanın Enternasyonal’den gelebileceğini sanıyorlar ama fena halde yanılıyorlar. Üstelik de Pedro Sanchez’le bir fotoğraf çekilebilmek için kameralar önünde kendilerini küçük düşürme pahasına.

Sol partiler işlevsizleşen Sosyalist Enternasyonel’e alternatif örgütler kuruyorlar

Burada uzun uzun Sosyalist Enternasyonal tarihi anlatmayacağım ancak çok uzak olmayan bir geçmişte yani 2013’te başta Alman SPD olmak üzere pek çok sol, sosyal demokrat, işçi partilerini Sosyalist Enternasyonal’in işlevini kaybettiğini, küresel siyasetin değiştiğini anlayamadığını, eski ve yaşlı kaldığını, üyelik standartlarının belirsiz olduğunu, demokratik ve şeffaf bir yapısının olmadığını, üye partilerin ortak fikirler etrafında iş ve eylem yapamadığını iddia ederek “Progressive Alliance (İlerici Birlik)” örgütünü kurdular. 

2013’ten sonra, yani ayrılıktan sonra da değişen bir şey olmadı. Ayala, Başkan Papandreu ile birlikte, Genel Sekreter olarak, Enternasyonal’i Güney Amerika’nın ve Afrika’nın halkta karşılığı olmayan küçücük sol partilerine açarken, pek çok tartışmalı coğrafyadan, pek çok tartışmalı yapının “üye yapılması” için de büyük çaba sarfetti. Bu çabalar, üyeler arası dayanışmayı arttırmadığı gibi ideolojik yakınlaşmayı da imkansız kıldı. 

Bu ikilinin 2022 yılında görevlerini bırakmalarının ardından gelen Başkan Pedro Sanchez (İspanya) ve Genel Sekreter Benedicta Lasi (Gana), Sosyalist Enternasyonal’in iki ana eğilimini temsil etmeleri için belirlenmişti: İspanyolca konuşan Güney Amerika partileri ile etki altına alınmaya çalışılan Afrika partileri. 

Aslında bu hikayenin içinde gelişmiş Avrupa ülkeleri ya da dünyayı sarsacak fikirler üreten büyük partiler yok. Ancak Özgür Özel ve yurt dışı seyahati yapmaya hevesli ekibi Türk çocuklarına Sosyalist Enternasyonal’i “önemli bir kuruluş” gibi pazarlamaya çalışıyorlar. Peki ama neden?

Özgür ve sanık belediye başkanlarının son umudu: “Avrupa bizi kurtarır mı?”

Belçika’da traktör selamlayan, kendisiyle 5 dakika görüşmedi diye “kişisel olarak hayranlık duyduğu” Antonio Costa’ya sitem eden, Pedro Sanchez’le tokalaşınca çocuklar gibi sevinen Özel’in neden bu derece Avrupa sevdalısı olduğunu (biz buna AB de diyebiliriz) zaten biliyoruz. 

CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’un İzmir’deki kooperatif yolsuzluklarının baş aktörlerinden birisi olması iddiasıyla tutuklanmasının ardından Mansur Yavaş da tıpkı Özgür gibi yüzünü Enternasyonel’e çevirdi ve “Topluca bir karar almamız ve bu kararı bütün dünyaya duyurmamız gerekiyor!” deyiverdi.

Mansur Yavaş ayrıca şunları söyledi: “Hukuk askıya alındı ve inanılmaz bir şekilde her gün bir operasyonla uyanıyoruz. Ben, bir öneri getirmek istiyorum. Biz bunu seyredemeyiz. Yani bütün belediye başkanları artık tedirgin. Haksız, hukuksuz bir uygulamaya, bir iftiraya maruz kalacağı endişesiyle yaşadığı gibi troll grupları da önüne gelen belediye başkanına şimdi sıra sende gibi tehdit vari konuşmalara başladılar.” 

Dramatik tonu yüksek bu konuşma çok ilginç! Çünkü ilk duyduğunuzda ortada yeni bir sorun var hissine kapılıyorsunuz ama hayır! İBB operasyonunun üzerinden yaklaşık 13 ay geçti. Ataşehir Belediye Başkanı’ndan önce 18 Belediye Başkanı tutuklandı. Yani ortada yeni olan bir şey yok, fakat Mansur Yavaş, heyecanla ortak karar almaktan ve bunu dünyaya duyurmaktan bahsediyor. 

Eski ülkücü başkandan sosyalist dayanışma çağrısının arka planı: “Kapıdaki mutlak butlan”

Bir bakıma, lideri Özel gibi, eski ülkücü Mansur Yavaş da “sosyalist dayanışma” çağrısı yapıyor! Ancak bana göre konunun belediyelerle ilgisi yok zira dediğim gibi 13 aydır durum aynı, 18 Belediye başkanı daha önce tutuklanmıştı. 

Bu durumda, uluslararası destek arayışının da CHP tabanına “tüm dünya haklılığımızı biliyor” diyerek mücadeleye çağırmanın sebebi de başka bir şey olmalı: “Mutlak Butlan” olasılığı.

İmamoğlu/Özel klikleri, aslında ilk sokak zorlamasını 19 Mart’tan hemen sonra Saraçhane’de yapmışlardı. Ancak o dönemde, CHP tabanını harekete geçirmekte büyük zorluklarla karşılaşmışlar ve küçük sol gruplarının ve öğrencilerin gösterileri dışında bir sonuç alamamış ama zamana yayılan mitinglerle kamuoyunu ikna edebileceklerini düşünmüşlerdi. 

Özgür Özel’in, kısa sürede kendini tekrara düşmesi ve bir yol haritasının olmadığının anlaşılmasıyla her miting mevcut enerjinin sönümlenmesine sebep olmuş ve sonunda mitingler tamamen etkisini yitirmişti. Geçen zaman içinde yeniden sokağı hareketlendirmek ve kalabalıkları desteğe zorlamak için her seferinde bir ortam oluşturulmasının fırsatı kollanıyordu.

AB’nin çıkarları ile Türkiye’nin tavrı bölgede örtüşünce durumu İmamoğlu’nun lehine çevirmek istediler

ABD’nin Avrupa Birliği ile çatışmalarının ayyuka çıkması sonucunda Türkiye’yi etkilemek AB ve özellikle Almanya için hayati bir önem taşımaya başladı. AB/Almanya Türkiye’yi kendi yanına çekmek istiyordu. İran’a yapılan müdahale bunun için bulunmaz bir fırsattı ve AB anti-Amerikan bir söyleme sarılarak Türk kamuoyunu da etkileme girişimlerine başladı.

Türk devleti zaten savaşın başından beri çatışmaların bölgeye yayılmasını engelleme yönünde tavır koymuştu. Türkiye’ye yönelen füzeyi İspanya birliklerinin NATO’ya bildirdirmesi ile güçlü bir sosyal medya kampanyası başlatılarak başta İspanya Başbakanı Pedro Sanchez olmak üzere AB ülkelerinin halkları nezdinde Türkiye’nin popülaritesi yükselince AB’nin Türk kamuoyunu etkileme hedefinde biraz daha ilerleme kaydedildi.

Aslında değişen pek de bir şey yoktu. Zira AB ülkeleri de kendi çıkarlarına uygun olduğu için ABD-İran çatışmasını istemiyorlardı. Böylece kısa süreliğine Türk halkının barışseverliği ile emperyalist AB ülkelerinin çıkarları örtüşmüştü.

Öte yandan, Özel/İmamoğlu ekipleri “mutlak butlan” olasılığı iyice ortaya çıkınca mevcut durumu kendi lehlerine çevirmek için hem AB’yi kullanabileceklerini hem de İBB davalarının görülmeye başlamasıyla beraber kamuoyunu yeniden imal edebileceklerini düşündüler ve muhtemelen Ataşehir Belediyesine yapılan operasyonu kullanmaya, AB’nin de desteğini arkalarına alarak yeniden sokağı hareketlendirmeyi denemeye karar verdiler. 

Bu karar kendileri açısından acildi zira tek tek belediye kaybetmek, CHP’nin gücü düşünüldüğünde, yaşamsal bir konu değilken CHP kurumsal kimliğinden mahrum kalmak demek “en sağlam koruma kalkanının kırılması ve tüm foyaların ortaya dökülmesi anlamına gelecekti.” 

Böylece, aylardır hareketsiz kalan ve hiç bir ciddi yol haritası çizemeyen İmamoğlu/Özel kliği, yeni bir deneme için Ataşehir’e sarılmaya karar verdiler. Ataşehir’in kurulduğu günden beri CHP’de olması, örgütlü Alevi ve Kürt grupların varlığı, uluslararası konjonktürün sunduğu fırsatlarla da desteklenince “Saraçhane 2.0” için düğmeye basılmış oldu.

ABD politikalarına karşı, Türkiye’yi kendi yanında görmek isteyen AB/Almanya da, Türk hükümetinin bölgesel anlamda gücünü azaltmak ve kendi rotasında tutmak için “hevesli ana muhalefet partisini” koz olarak kullanmayı uygun bulmuş olmalıydı. 

Hazır Macaristan/Orban söylemleri de gündemdeyken ortaya “denemeye değer bir işbirliği” çıkmış oldu. AB, bölgesel gücü her gün artan Türk hükümetini muhalefet eliyle hizaya sokacak, muhalefet de hem kendi tabanını haraketlendirecek hem de AB’den alacağı destekle mutlak butlan kararını engellemeye çalışacaktı.

Mutlak Butlan = Ölüm Kalım Savaşı

İşte tüm bu gerekçeler dolayısıyla, bir süredir tüm klik temsilcileri; içinde ölüm olan, kan olan, şiddet barındıran cümleler kurmaya başladılar. 

Özgür Çelik isimli şahıs: “Canımızı veririz, CHP’yi teslim etmeyiz!” açıklaması yaptı. CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu ve Ankara Milletvekili Zeynel Emre, Ataşehir’de yaptıkları konuşmalarda utanmazca, doğrudan doğruya Sayın Cumhurbaşkanımızı ve ailesini hedef aldılar.

Görünen o ki bundan sonraki mitinglerde de “eylemsellik vurgusu yapılacak”, Saraçhane 2.0 sürecinin altyapısını oluşturacak bir “özgüven sahnesi” köpürtülerek 23 Nisan ve 19 Mayıs öncesinde Atatürkçü taban kandırılarak yeniden harekete geçirilmeye çalışılacak.

Ancak İmamoğlu/Özel klikleri, şiddeti ağızlarına pelesenk ederek aslında tehlikeli bir sürecin de kapılarını açmış oluyorlar. Zira biyografik istihbarat çıktılarıyla desteklenmiş siyasi istihbarat analizlerinin hedef ülkelerde nasıl sonuçlar doğurabileceğini hem bilmiyorlar hem de umursamıyorlar. 

Avrupa’nın desteğini aldığını sananlar Avrupa’nın Türkiye karşıtı politikalarının parçası haline gelmiş olurlar

Oysa kendi ikbaline odaklanmış, ilkelerini unutmuş bir ana muhalefet liderini tespit etmiş herhangi bir istihbarat örgütü için yapılabilecekler listesinin neredeyse sonu yoktur. 

Kitleler, parti aidiyetiyle hareket ederken onlar çoktan kaos tohumlarını her yana ekmiş olurlar. Niteliksiz muhalefet temsilcileri, onlar fark etmeden, teşvik edilir, etkilenir, cesaretlendirilir. Oysa istihbarat örgütlerinin yaptıkları sadece “kendi ulusal çıkarlarını maksimize etmektir.” Yani Avrupa’nın desteğini aldığını sananlar, aslında Avrupa’nın Türkiye karşıtı politikalarının parçası haline gelmiş olurlar…

Dünyadaki tüm istihbarat örgütlerinin ana hedefi Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır

Biliyorum ki bazı klik mensupları kendilerinin her şeyin farkında olduklarını söyleyeceklerdir. Ancak hatırlatmak isterim ki, şu anda dünyadaki tüm İstihbarat örgütleri için ana hedef Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. 

Zira değişen dünyada dengeleri değiştirebilecek tek Türk lider olarak “O” görülmektedir. O’nunla kıyaslanınca Özel’in ya da İmamoğlu’nun sadece “operasyonel seviyede kullanım değerleri” vardır; stratejik bir planlamanın parçası olarak kullanılmazlar. 

Türkiye’nin bölgesel gücünü dışarıdan kırmak çok maliyetli olduğu için “içeride kaos” çıkarmak, bunu da bireysel ikbal derdine düşmüş muhalefet kadrolarına yaptırmak çok daha konforlu görülebilir. Dış dünya bu konuda nettir. Buldukları her fırsatta kendilerine rakip ve engel gördükleri Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef göstermektedirler. 

2019 yılında bir düşünce kuruluşunun “Araç Kaynaklı Bir Siber Saldırı için Hazır mısınız?” başlıklı makalede, fotoğraf olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın aracını kullanması nasıl tesadüf olarak yorumlanamazsa Macaristan’da Orban’ın AB merkezli odakların yoğun çalışmalarıyla seçimi kaybetmesinin ardından Türkiye’de Orban-Erdoğan özdeşliğinin, hem de “otokrat” iddialarıyla yani Batılı bir dille gündeme getirilmesi de tesadüf değildir.

Her Türk vatandaşı provokasyonlardan uzak durmalıdır

Bu anlamda, Türkiye’nin bu akşamdan itibaren riskli bir sürece adım attığı kabul edilerek her Türk vatandaşı dikkatli olmalı, provokasyonlardan uzak durmalıdır. 

İçinde kan, ölüm, vahşet geçen cümleler kurulmamalıdır. Gücünü kaybetmiş ama Türkiye’yi kendi çıkarları için kullanmaktan vazgeçmemiş AB ülkelerinin, İmamoğlu/Özel grubunu gazlamalarına karşı teyakkuzda olunmalıdır. 

Türkiye’nin kaosa değil çocuklarımızın geleceği için iç cephesini birleştirmeye ihtiyacı vardır. Özel’in bir an evvel cazibesine kapıldığı ve dış destek alırsa mutlak butlanın da önünü kesebileceğini varsaydığı kaos yürüyüşünden vazgeçmesi ve yargı kararlarına uygun davranacağını beyan etmesi gerekir. 

Unutmamalıdır ki Özel yönlendirilmeye açık, sıradan ve acemi bir siyasetçi, onun tüm potansiyelini analiz etmiş istihbarat örgütleri ise bu işlerin ustalarıdır.

Tayfun Şahin, 20 Nisan 2026

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir