Siyasetçiler için en büyük hatalardan biri “kendi sözlerine aşık olmak” ve herkesin de aynı şekilde düşündüğü yanılgısına kapılmaktır. Özellikle etraflarını “evet efendimci” kadrolarla dolduran siyasetçilerde bu durum daha fazla görülür zira her konuşmanın ardından yerlere kadar eğilerek efendilerini ululayan insanlar sebebiyle kibir, siyasetçiyi esir alır.
Artık geri dönüş çok zordur zira her yaptığında, her sözünde büyük hikmetler bulan(!) adamlarla yaşamaya alışan siyasetçi, uyuşturucu müptelası gibi, dalkavuklarının ilgisine muhtaç hale gelir.
Hayatı boyunca mahalle kavgasına karışmamış, bilgisayar oyunu dışında bir şiddet sahnesi görmemiş kimi siyasetçiler, dalkavuklarla çevrilince kendilerini yenilmez, yıkılmaz, yanılmaz,… olarak görmeye başlarlar. Kibir, ruhu tamamen esir alınca, tüm hayatı “efendimiz, babamız, başkanımız, liderimiz ” demekle geçen Özgür Özel gibi sıradan insanlar çıkıp şöyle açıklamalar yapabilirler:
“Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Cumhuriyet Halk Partisi’ne kapatma davasından, butlana kadar dedikodular yapılıyor. Bu partinin evini yakmaya çalışanlar başarılı olursa, bu Meclis’in, bu demokrasinin kül olmasına nasıl engel olacağız?
Demokrasiye kasteden vesayetçiler her gün saldırıyor. Bu millet her sabah bir operasyona uyanıyor. Bizi iyi tanıyın: Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Biz devleti kuran partiyiz, bir avuç darbeciye teslim olmayız. Çünkü; biz sussak, evlatlarımız susmayacak. Biz unutsak, tarih unutmayacak!
Ama şunu da bilin: Türkiye’de çok kirli ve riskli bir yol açılmıştır. Yarın günü gelir, bir gözü dönmüş savcı, bir gizli tanık bulan, her istediğine her iftirayı atabilir. Yarın günü gelir, bir asliye hukuk hakimini şeytana uyduran, her siyasi partinin il başkanlığını ele geçirebilir. Yarın günü gelir, Bölge Adliye Mahkemesi’ne bastıran, bir siyasi partinin seçilmişlerini görevinden edebilir. Ateşle oynuyorlar değerli arkadaşlar. Ateşle oynayan elini yakar, evini yakar. Yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar.”

Açıklama uzun ancak ibret almak için tamamına burada yer verdim zira kibir, insanda bir yönüyle ayarsızlık da yaratır. Öyle ya “Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz.” gibi iddialı bir cümle kurmak için öyle bir mücadele geçmişi bekliyor insan. Oysa Özgür Özel’in böyle bir geçmişi yok!
Özel, hayatının hiçbir döneminde herhangi bir davası olan ve bu dava uğruna bedel ödeyen biri değil. Tam aksine, hayatta kalmak için etliye sütlüye karışmayan, her zaman güçlünün yanında durarak, güçlülerin sayesinde makam, mevki sahibi olmuş biri.
İşin ilginç yanı, işgal ettiği CHP’nin herhangi bir ilçe örgütünde bile Özgür Özel’den daha çok emek vermiş, mücadele etmiş ve ölüm dahil her şeyi göze alabilecek onlarca insan bulunabilecekken Özel ve yakın ekibi arasında bu niteliklere sahip tek bir kişi bile yok!
Zaten CHP’nin başına getirilmesinin sebebi de bu! Özel, boynunu kim çekerse oraya gidecek kadar uysal ve kullanışlı bir aparat. Onun CHP Genel Başkanı olmasının iki sebebinden biri kendisini kullanan kliğin “sözünden asla çıkmayacağına olan inanç” ve İmamoğlu ekibinin asla korkmayacağı bir vasat siyasetçi olması. Yoksa ne Özgür’ün dahil olduğu klik onu Genel Başkan yapardı ne de İmamoğlu ekibi Genel Başkanlığına onay verirdi.
Yani Özel; dava adamı olmadığı, kendi iradesiyle hareket edemediği, kimse için politik tehdit olmadığı için üzerinde uzlaşılan kişiydi. Bu yönüyle Özgür Özel, “yangında ilk terk edilecekler listesinin de başında” yer alıyor ve göreceğiz ki o yangın çıktığı anda ateşe atılacak ilk kişi de kendisi olacak.
Bu yüzden, mevcut durumda, Özgür Özel’in siyasi hayatının bittiğini büyük bir rahatlıkla iddia edebiliriz. Özel, bundan beş yıl sonra kimsenin adını hatırlamadığı, sohbetlerde “pır pır bir oğlan vardı, adı neydi sahi” denilecek kişi olarak kaderini yaşayacak.

Mutlak Butlan Senaryosunda Özgür Özel’e Yer Yok
Peki, bağımsız Türk yargısı, İstanbul İl Başkanlığı seçiminde ve 38.Kurultay sürecinde hukuka aykırılık tespit ederek “Mutlak Butlan” kararı verirse ne olacak? Özgür Özel ne demişti: “Bu partinin evini yakmaya çalışanlar başarılı olursa, bu Meclis’in, bu demokrasinin kül olmasına nasıl engel olacağız?”
Yani Özel’e göre mutlak butlan kararı bir yangın olur ve o ateş Meclisi ve Türkiye’yi yakar! Elinde kibrit ve çakmak dışında ateş kaynağı tutmamış bir aslan parçası için iddialı bir cümle. Özgür Çelik de ondan aşağı kalacak değil elbette. O da şöyle demiş: “Canımızı veririz, CHP Genel Merkezini vermeyiz!”
Etkileyici değil mi?!
Oysa bu açıklamalar bile CHP üst yönetiminin, olası bir mutlak butlan kararı üzerine hiçbir planlamalarının olmadığının itirafı niteliğinde. Akıllarına gelen tek şey, “Genel Merkez binasını” teslim etmemek! Yani bir hat çizip orayı korumak. Mustafa Kemal’in yaptığının tam tersi!
Bu bir plan değil ama biz yine de Özgürleri üzmeyelim ve bu müthiş(!) savunma planının gerçekleştiğini düşünelim. Yani mahkeme karar vermiş olsun ama kahraman(!) Özgürler, Genel Merkez Binasını teslim etmesinler!
Sonra?
Sonrası yok. Plan bu kadar.
Zira mahkeme kararından sonra binanın içindekiler temsil yetkilerini kaybedeceği için sadece CHP Genel Merkezini “işgal etmiş” heyecanlı çocuklara dönüşürler.
Mahkemenin yetki verdiği kişiler ister mevcut genel merkez binasına hemen girmeye karar verir isterse başka bir bina satın alır, kiralar! Özgürlerin varsaydığı gibi bir kuşatma ve kuşatmaya direniş olmak zorunda değil.
Biliyorum ki çatışma görüntüleri üzerinden CHP tabanını kandırmayı çok istiyorlar. İnanmış, heyecanlı gençleri polisle çatıştırıp, kendilerine mağduriyet devşirme ve tüm tabanı arkalarına takma gibi bir hevesleri var ama bunlar çocukça varsayımlar. Siyasetin ruhunu anlamamış olmanın, CHP’lileri tanımıyor olmanın yarattığı hezeyanlar.

Mutlak Butlan “Zoom Gecesi Günahı” İttifakını Bitirmiş Olacak
Ancak Özel için genel merkez binasından çok daha önemli bir sorun var. Mutlak Butlan kararı çıktığı anda “Zoom gecesi günahı” çerçevesinde oluşmuş ittifak da son bulmuş olacak zira Sayın Kılıçdaroğlu’nu sırtından bıçaklamanın sebebi CHP kurumsal kimliğini ele geçirmek olduğuna göre mahkeme karar verdiği anda ortaklığın konusu da ortadan kalkmış olacak.
Bu noktada, Özgür Özel’in İmamoğlu ile birlikte “yeni bir parti” kuracağı varsayılıyor. Bir parti kurulacağı kesin ancak Özgür Özel’in o partiye kabul edileceği muamma zira Özel’in bireysel olarak temsil ettiği ya da etkileyebildiği herhangi bir grup olmadığı için kurulacak yeni partinin, bir emanetçiye ihtiyacı da olmayacak.
Yeni parti tamamen İmamoğlu ve arkadaşlarının geleceğine endeksleneceği için, doğal olarak Dilek İmamoğlu’nun ya da Gökhan Günaydın gibi, İmamoğlu kliğinden birinin Genel Başkan olması ve kendilerine bağlı milletvekilleriyle birlikte yeni bir mücadele örgütlemeye çalışmaları aklın ve somut durumun gereği. Yeni kurulacak partinin de AB’nin ve iltisaklı yapıların parasal desteğini almak için, DEM, TİP, bilumum uyduruk, küçük sol yapılarla flört edeceği de aşikar.

Böyle bir senaryoda yeni partinin, Cem Boyner’in 1994’te kurduğu Yeni Demokrasi Hareketi gibi söylemlerle AB’ye tabi olacağı ve AB’den gelen fonlar bitene kadar “bir tehdit” unsuru olarak kullanılacağı düşünülebilir. İmamoğlu’nun ve etrafındaki kitlenin çok da seçeneği olmayacaktır.
Zaten Özel de tüm zorlama troll desteklerine rağmen “lider olamayacağını” yüzlerce kez ispat etmiş durumda. Genel Başkanlığa vekaleten baksın diye görevlendirilmek için “muhteşem bir aday” olan Özel’in yeni bir partinin genel başkanı yapılması için elde hiçbir gerekçe yok! O halde mutlan butlan kararı ilk önce Özel/İmamoğlu hattını kıracaktır. İki farklı klik/ekol tamamen kader birliği yapamayacağına göre hançeri keskin olan diğerinin sırtına saplamaktan geri durmayacaktır. İmamoğlu ekibi, eğer bir “rüzgar” yakalamak istiyorsa geçmişi ve kurulu düzeni tamamen reddederek işe başlayacaklardır ki o geçmişin bir parçası CHP ise diğer parçası da Özgür Özel ve temsil ettiği klik olmak zorundadır.
Özel’in Dahil Olduğu Klik CHP’nin Kılcal Damarlarına Çekilir
Varsayım bu ya! Diyelim ki mutlak butlan kararı çıktı, bu durumda Veli Ağbaba, Özgür Özel ve Ali Mahir Başarır gibi tipler hızla “yük” haline gelecektir. Zira İmamoğlu kendi partisini kurarsa gücü kimseyle paylaşmak istemeyeceğine göre Özel ve yanındakiler hem CHP yönetiminden hem de İmamoğlu/AB fonlarından uzağa düşecektir.

Eczanesinin arka odasında bilgisayar oyunu oynarken Manisa Eczacı Odası tarafından keşfedilen Özgür için riskin tavan yapacağı nokta tam olarak budur. Onu öne iterek arkadan tüm CHP belediyelerine sızan, paranın ve gücün tadına varan “abileri” için iki seçenek ortaya çıkacaktır.
Deşifre olmuş Özel ve benzerlerini ateşe atıp, geri planda kullandıkları tüm unsurlarla beraber CHP’nin kılcal damarlarında bir süreliğine uykuya çekilmek ya da tüm ekibi deşifre etme pahasına CHP’de siper siper, makam makam mücadele etmek! İlki kesin ve mevcut durumda doğru olan tavırken ikincisi ancak bir intihar seçeneği olur ki zaten hiç bir “klik abisi” de göğüs göğüse mücadeleyi seçmeyecektir.
Demek oluyor ki mutlak butlan çıktığı anda sahipsiz, desteksiz, kimsesiz kalacak olan Özgür ve yakın arkadaşlarını bekleyen son: “mutlak yıkım”dır. Üzücü ama Özgür Özel, tıpkı kendisini var eden Kılıçdaroğlu’nun sırtına hançeri saplarken kan kokusunu hissettiği gibi, yakın çevresinden yediği ilk hançerde de bu sefer kendi kan kokusunu duymak gibi bir kadere mahkumdur. Belki de Özgür’ün bu dünyaya geliş sebebi de budur: gelecek nesiller için “ibret” alınacak bir yaşama sahip olmak!

Seçmen CHP’yle Kalır, Kitlesel Göç Gerçekleşmez
Peki seçmen ne yapar? CHP seçmeni kararını aslında 19 Mart 2025’te verdi. Tüm Saraçhane zorlamalarına rağmen sokak eylemlerine katılmayarak, mücadeyi genişletmeyerek İmamoğlu ve ekibini hedef alan “yolsuzluk, rüşvet, irtikap,…” iddialarına karşı sesini yükseltmeyerek ve en önemlisi sosyal medyada yürütülen tarihin en berbat küfür kampanyalarına sert tepki göstererek “arınma gerekliliğini” ortaya koydu.
Bu tavır, parti tabanının geleneksel duruşuyla da gayet örtüşüyordu zira ilk değildi. Paranın ve uluslararası güç odaklarının CHP’yi ele geçirme planının ilk örneği olan 2005 Kurultayında Sayın Deniz Baykal’ın konuşmasını hatırlayanlar ne dediğimi anlayacaklardır.
O dönemde Ekrem İmamoğlu partide değildi ama Mustafa Sarıgül vardı ve o da İmamoğlu’nun kullandığı yöntemlerin benzerlerini kullanarak “partiye hakim olma” hesapları yapıyordu.
Ancak CHP tabanı, Sayın Baykal’ın arkasında durdu ve partisine sahip çıktı. Bugün de değişen bir şey olmayacaktır! Parti tabanı “sessizlikle” protesto ettiği mevcut anlayışın yerine gelecek olanı “coşkuyla” kucaklayacak ve yolsuzluk, rüşvet sarmalına alınmış CHP’nin yeni bir şansı olacaktır.
CHP tabanı bu konuda nettir. İmamoğlu’nun kuracağı partinin de, çağ açacak sözleri, ilham verecek politikaları üretmesi mümkün olmadığına göre, AB’nin tüm desteğine rağmen, %3 bandına dahi ulaşamayacaktır.

Mutlak Butlan Sonrası CHP’nin Gerçek Sınavı Başlayacak
Mahkeme karar verirse ve CHP, partiyi ele geçiren kliklerden kurtulursa yönetimi devralacak ekibin önünde iki değil sadece bir yol olacaktır: Arınma, temizlenme, kirle parti arasına sağlam duvarlar örme!
Bunun anlamı basittir: CHP, kaybettiği “ahlaki üstünlüğü” kazanmak ve 1989’dan sonra yaşadığı gibi derin yıkımdan kurtulmak istiyorsa yeni bir anlayışla yol almanın “kurumsal değişimine” odaklanmak zorunda kalacaktır. Bu da demek oluyor ki neredeyse 1.5 yıldır devam eden “tek gündem stratejisi”, tüm unsurlarıyla terk edilecektir.
Ancak bu da Özel/İmamoğlu yıkım döneminin yarattığı tahribatın ortadan kaldırılmasına kısa vadede imkan vermeyecektir zira hem Milletvekili kadroları hem de, ve özellikle, belediye yönetim kadroları, geçmişin yükünü taşımaya devam edeceklerdir. O halde, CHP’nin aynı anda hem arınma hem de inşa faaliyetine girişmesi gerekecektir.
Ancak sanılanın aksine, en büyük sorun alanı burasıdır: CHP’nin uzun zamandır, neredeyse tüm unsurlarıyla “nefret diline” teslim olmuş olması…

CHP, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AK Parti’yi “tüm kötülüklerin kaynağı olarak kodlamayı bırakmadığı müddetçe, ihtiyaç duyduğu “arınma da, yeniden yapılanma da” gerçekleştirilemeyecektir. CHP bunları yaparken, AB’nin ve Türkiye karşıtı güçlerin her aşamada İmamoğlu kliğini, hayal kırıklığı yaşayan gençleri Türkiye’ye karşı kullanmak isteyeceğini, sokakları karıştırarak Türk yurdunun yangın yerine dönmesini sağlamayı hedefleyeceğini varsayarsak, CHP’nin değişim sürecinin ne kadar sancılı olacağı da şimdiden tespit edilebilecektir.
Özellikle AB fonlarıyla beslenen ve yabancı kaynaklı şirketlerin yönlendirmesiyle kalem oynatan medya kuruluşlarının ve para için her türlü gayri milli hareketin parçası olmaya hazır YouTube ünlülerinin, medya meşhurlarının, üç kuruşluk akademilerden diploma almış cin fikirli sözde akademisyenlerin, Türk düşmanı babaların Türk düşmanı çocuklarının kamuoyunu yönlendirmek için her türlü aksiyonu alabileceği malumdur. İşte mutlak butlan gelirse CHP yönetiminin mücadele etmesi gereken alanlardan biri de bu olacaktır: Medya!
CHP’liler, dünyanın bir paylaşım savaşı içinde olduğunu ve bu paylaşımın önümüzdeki yüz yılı etkileyeceğinin bilinciyle Türk devletinin ve milletinin öncelik sıralamasını doğru yapmalıdır.
Yeni CHP yönetimi de, Sayın Cumhurbaşkanımızın bugün en büyük şansımız olduğunu idrak ederek nefret ve kaos değil siyaset üretmelidir. Bireysel olarak Sayın Erdoğan’ı yenmenin bir hedef olamayacağını, böyle bir hedefin siyaset değil kan davası olduğunu ve uluslararası güçlerin bu kutuplaşmaya yatırım yaptığını görmek zorunludur.
CHP tabanı da öğrenmeye, ittifak yapmaya, ilkeli olmaya yeniden alışmalıdır. Halktv gibi nefret odaklarının manipülasyonuna, CHP adına ahkam kesen ama CHP’li olmayan kliklerin medya aparatlarına da mesafe koymayı öğrenmelidir. Aksi her durum CHP’liler için yıkım, Türk milleti için yüktür. Normalleşmek ve Sayın Cumhurbaşkanımızı, Türk milletinin yarınları için maksimum seviyede desteklemek en doğru yoldur.
Mutlak butlan, bu değişimin anahtarı olursa Türk’ün yarını da ışıltılı olacaktır. Niyet de bu hedefe yönelik olarak “iyiye” odaklanmalıdır.

İbrahim Kalın’ın dediği gibi:
“Neye niyet edersen kısmetini o belirler. Kısmetini belirleyen baştaki niyetindir. Niyetin oranında sana kısm ediliyor yani taksim ediliyor, veriliyor. Dolayısıyla kısmet niyetten bağımsız değil. Kısmet olarak önüne çıkan şey niyetinde belirleniyor. O yüzden bunu hem bir dua hem bir düstur olarak da ‘niyet hayr, akıbet hayr’ demişler. Yani niyetin hayr olsun, iyi, güzel olsun ki akıbeti, sonu, neticesi güzel olsun.”
İmamoğlu ve Özel’in niyeti kötülük üzereydi ve kendilerine en büyük iyilikleri yapmış olan Sayın Kılıçdaroğlu’nun hançerlemek amacıyla yola çıkmışlardı ve bu kötü niyet onların kısmetini de bağladı, ayakları birbirine dolandı.
Mutlak Butlan olursa gelecek olanlar niyetlerini iyilik üzere inşa ederse kısmetleri de ona göre taksim edilir.
O halde CHP tabanı, mahkeme ne karar verirse versin “niyetini” iyiden, doğrudan, milletten yana iyilikle oluşturmalıdır.
Şüphesiz “niyet hayırlıysa akıbet de hayırlı” olacaktır.
Tayfun Şahin, 27 Nisan 2026

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.
- Bilal Erdoğan Karşıtı Cephenin Aparatı Olarak “Yeni Parti”
- Bir radikalleştirme hikayesi | Özgür Özel ve ortakları CHP’lileri suça sürüklüyor
- Özgür Özel’e Genel Merkez Binasından Kaçması İçin Fırsat Verilmeli
- Casusluk davasındaki devlet sırrı | İstanbul’u İmamoğlu’na yabancı istihbarat örgütleri mi kazandırdı?
- Mustafa Sarıgül’den Muharrem İnce’ye Casusluk Davasının İşaret Ettikleri
