CHP tabanıyla CHP üst yönetimi arasındaki bağ koptu

CHP üst yönetim kadroları, İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü Davasına karşı tepki olarak düzenlenen ve sayıları 100’ü geçen mitinglerden sonra büyük bir aydınlanma(!) yaşamış olmalılar ki arka arkaya benzer açıklamalar yapmaya başladılar. 

Bir kısım yönetici “mitingler işe yaramıyor” diye kestirip atarken biraz daha ihtiyatlı olanlar “mitingler de faydalı ama başka şeyler de yapmalı” şeklinde görüş bildiriyorlar. 

Partinin “en cin fikirli” yöneticileriyse “kapı kapı dolaşalım” önerisiyle Türkiye’yi şaşırttacaklarını ve bunun bir plan olduğunu sanıyorlar. Sadece bu söylemler bile, CHP üst yönetiminin kimlerden oluştuğunu ve çaplarını anlamak için yeterli aslında. 

Zira pek çok kez dile getirdiğim gibi, CHP üst yönetiminin aslında hiçbir konuda hiçbir planı yok!  Ve bu zihniyet CHP’yi ellerinde tuttuğu müddetçe herhangi bir plan da olmayacak. Sadece saf ve temiz CHP’lileri kandırmak için “mış gibi” yapacaklar, soran olursa “A’dan Z’ye kadar planlarımız var!” diyecekler ve bu yalan rüzgarını bir sonraki seçime kadar devam ettirecekler.

Çok üzücü ama seçim zamanında da yapacakları şey şimdiden basit, “kendi kirli amaçlarına hizmet edecek maksimum sayıda adayı milletvekili ya da belediye başkanı seçtirebilmek”.

Bu kadar! Mevcut CHP yönetiminin “bireysel ikbal” dışında bir önceliği yok ve olmayacak. 

Sorun Mitinglerde Değil, Mitingde Konuşan Özgür Özel’de

Gelelim CHP üst yönetiminin “mitingler” konusundaki savrulmalarına. Unutmamak gerekir ki iletişim araçlarının yaygınlaşmasına ve artan etkisine rağmen geniş katılımlı mitingler, dünyanın her tarafında hala siyasi kampanyaların merkezinde yer alır. 

Mitingler sayesinde parti ve lider; halkla, seçmenle doğrudan temas ederken, ilgili siyasal parti örgütleri de kendi imkan kabiliyetlerini ortaya koyarlar. Ancak özellikle kriz ve baskı dönemlerinde, mitingler bir meydan okuma ve güç gösterisi alanına dönüşür. Aynı alana toplanan, aynı heyecanı yaşayan insanların ortaya çıkardığı mesaj, tüm katılımcıların sayısından ve sözlerinden çok daha fazla anlamlar ifade eder. 

Bir tür “biz” inşasıdır mitingler. Bu yönüyle futbol taraftarlarının tribünleriyle mitingler aynı işlevi görürler. Stadyum ne kadar dolu, tezahürat ne kadar yüksek, futbolcularla taraftarlar arasındaki bağ ne kadar yüksekse tüm bu unsurların kendisi “mesaj” haline gelir ve dalga dalga tüm yurda/dünyaya yayılır. 

Mitingler, bir büyük anlam inşa edici alandır. Sadece bayraklar, flamalarla değil, liderin sözünden beden diline, alanda çalınan müzikten, katılımcıların coşkusuna kadar mitingin kendisi “biz” ve “onlar” çağrıları yapar. Ekran başında mitingi izleyen de “biz” olur ya da “onlar” diye kendini kodlar. 

Üstelik mitingin ürettiği anlam “dayanıklıdır” ve tekrar tekrar, farklı mecralarda yaşamaya, yeniden üretilmeye devam eder. Bazen fonda bir müzik eşliğinde bir klibe can verir, bazen de kalabalıkların oluşturduğu o muazzam insan selinden alınan bir kare, binlerce insanın duvarında can bulur. Teknolojinin yarattığı imkanlar, miting alanında üretilen anlamların, yaratılan “ortak duyguların” yayılmasına vesile olur ama asla mitingin yerini alamaz. Zira siyaset insanla yapılır ve insan en çok kendisi gibilerle olduğunu düşündüğünde güvende hisseder. 

Ancak mitinglerin en can alıcı unsuru da hala “liderdir.” Lider için miting demek “kendini sunmak, kendini inşa etmek ve hatta kendisini ululaştırmak için fırsattır.” Alanın inşası da bu gerçek üzeredir. Tüm yüzler bir noktaya yani sahneye dönüktür. Sahnenin ortasında (otobüsün üstünde) tüm kalabalığı temsil iddiasında lider durur! Mekanın kendisi ve organizasyonun doğası, sıradan bir adamı/kadını, herkesten farklı olmaya zorlar! 

Doğal olarak mitingler; farklı olanı daha farklı kılmaya, dinleyicileri de farklı olanı kabul etmeye ikna için vardır. Biz olarak bir araya gelenler önce dışarıdaki onlardan ayrılır ve hemen ardından da biz olanlar kendi temsilcilerinin karşısında birleşir. Bu yüzden mitinglerde en temelde iki kişi vardır: Lider ve temsil ettiği o yoğun kalabalık! Kalabalığın sayısının “biz anlamında” önemi yoktur; sayı “ötekine/onlara mesaj vermek için değerlidir.

Lider; her sözüyle, her tonlamasıyla, her anlattığıyla aslında siyasi manifestosunu inşa eder. “Benim köylüm, benim çiftçim!” diye alana seslenen Demirel’in bu hitabının, kasketli, yanık yüzlü, nasırlı koca elli binlerce adamı nasıl birer küçük çocuğa çevirdiğini eski mitinglere katılanlar bilir. MÇP/MHP’nin kudretli Başbuğ’unun “Siz idam sehpalarının altındasınız, ben de sizinle beraberim!” haykırışının aslında bir “emir” gibi kitleyi ayağa kaldırdığını Erciyes Kurultayı’nı izleyenler bilir. 

Elbette her lider, muhatabı olan kitleyi, kendi varlığıyla birleştirmekte aynı başarıyı gösteremez. İşte sorun da orada başlar. Rahmetli Erdal İnönü’nün, bütün iyi niyetine rağmen, kendisine yönelmiş on binlerce kişiyle “aslan sosyal demokratlar” hitabı dışında birleşemediği bir gerçektir. Ki işin aslında bakarsanız, kitle alkışlayacak ya da kimliğini inşa edecek bir şey bulamadığı için “Aslan Sosyal Demokratlar” hitabını kendi kendisine fenomenleştirmiş ve hak ettiğinden fazla anlamlar yükleyerek büyütmüştü. Yoksa İnönü’nün mitinglerinden çıkanların “Temiz adam ama hitabeti zayıf” cümlelerini duymayan bir SHP’li olmamıştır. 

Özgür Özel, Mitinglerde Liderliğini Kabul Ettiremedi

“Lider doğulur mu yoksa olunur mu” konusu tartışmalı bir konu. Ama liderliğin gözle görülebildiği, kulakla duyulabildiği hatta koklayarak anlaşılabileceği tartışmalı değildir. 

Örneğin, Demirel’in liderliği, Erbakan Hoca’nın liderliği, Türkeş’in, Baykal’ın liderliği tartışmalı değildir. Bu insanlar kitleyi avuçlarının içine alıp onlara şekil veren, aynılaştıran, dava adamı yapabilen liderlerdi. 

Ancak Türk siyasi hayatında Erdal İnönü de, Murat Karayalçın da, Altan Öymen de lider değildi. Onlar “Genel Başkan” makamlarında oturan ancak kitlelerine kimlik veremeyen insanlardı. 

Bugün de değişen bir şey yok! Bir yanda milyonlara aynı anda nefes aldıran Recep Tayyip Erdoğan gibi bir büyük lider, hemen yanı başında en sıradışı fikirleri bile kendi kitlesine kabul ettirebilecek bir lider olarak Bahçeli ve karşılarında İmamoğlu’nun emanetçisi olarak Özgür Özel!

CHP üst yöneticilerinin belki hissettikleri ama söylemeye cesaret edemediği gerçek işte bu: Sorun mitinglerde değil sorun Özgür Özel’de! Sorun, Özel’in liderliğini kabul ettirememesinde ve sorun miting gibi güçlü bir faaliyetin bile Özel gibi vasatlar tarafından etkisizleştirilmesinde. 

Evet! CHP’liler için üzücü olabilir ama gerçek budur. Özgür Özel, liderliği tartışmalı bir Genel Başkan olduğu için 100’den fazla mitingin sonunda karşısındaki kitlenin ihtiyacı olan anlamları üretememiş, kimlik inşasını tamamlayamamış, “biz”i oluşturamadığı için “öteki”yi de belirsizleştirmiştir. 

Doğal olarak her miting fayda sağlamaktan çok zarar verir hâle gelmiş bulunuyor. Özel, ne kadar miting yaparsa CHP tabanı açısından o kadar kötü zira Özel, bilinen en etkili siyasi kampanya faaliyeti olan mitingleri bile anlamsızlaştıracak kadar yeteneksiz. Bundan sonra tersini başarması da mümkün görünmüyor.

Kapı Kapı Dolaşmak İşe Yarar mı?

Mitingler dışında ikinci sırada olan ve sık sık duyduğumuz bir diğer öneri “kapı kapı dolaşmak!” CHP mahfillerinde dolaşan herkes bilir ki bu söz romantizmin zirvesidir. Ve bir yönüyle “halkı aydınlatma, halka gerçeği götürme” vurgusu içerir. Ancak CHP üst yönetiminin unuttuğu bir şey var: “İtibar bir bütündür; parçalanamaz!”

Kapıyı çalabilmenin ilk koşulu “itibarlı ya da meşru biri olmaktır.” Yani her kafasına esen her istediği kapıyı çalamaz! Çalındığında açılacağına dair bir varsayımınız yoksa çalınan her kapıda hüsrana uğramak kaçınılmazdır. Bu durumda soru şudur: Kiminle kapıyı çalacaksınız? Kiminle o kapıya giderseniz açan kişi sizi dinleyecek? 

CHP üst yönetimi diyor ki PM üyelerine, milletvekillerine görev vereceğiz, görevlendirildikleri illere/ilçelere gidecekler ve örgütle beraber halkın arasına karışacaklar. 

Şimdiden söyleyeyim: Mevcut şartlarda CHP üst yönetimini sahaya sürmek kadar riskli bir hamle olamaz! Zira halkın geri kalan kısmını bırakın, CHP’ye oy verenler bile her gün ortaya çıkan iddiaları, bazı belediye başkanlarının yaşam biçimlerini gördükçe CHP’den uzaklaşıyorlar. 

Daha İBB Soruşturmalarına anlamlı cevaplar üretilememişken ortaya çıkan Uşak Belediye Başkanının durumu ve aslında pek çok belediyeye yayılmış olan gayri ahlaki, gayri hukuki iş ve eylemler CHP üst yönetiminin “kapı kapı dolaşma” söylemini en baştan riskli hâle getiriyor. 

Biliyorum ki bazı cin fikirli yöneticiler, yerel unsurlarla yani il ve ilçe yöneticilerinin bireysel itibarlarıyla bu sorunu aşabileceklerini düşünüyorlardır ama CHP tabanını tanımadıkları için kendilerine karşı yükselen “dip dalgasının” ne boyutta olduğunu da anlayamıyorlar.  

Aslında kapı kapı dolaşma seçeneği, bugün değil, belediye başkan adaylarını belirleme sürecinde, seçenek olmaktan çıkmıştı. Özgür Özel, namus ve şeref sözü vererek ön seçimin teminatı olacağını söylemiş ancak Genel Başkan seçilir seçilmez bu sözünü unutuvermişti. 

İşte o gün yani anket, örgüt denetiminde ön seçim ve yapay zeka(!) ile aday belirleme iddialarından/uygulamalarından sonra bugünün çaresizliği örülmüş oldu. Zira Özel’in iddiaları gerçeği yansıtmıyor. Belediye Başkan adayları; hakim denetimine ön seçimle belirlenmediği gibi, örgüte de danışılmadı. 

Aslında bu durumu Özel defalarca itiraf etti. Mesela Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu’nun aday gösterilmesinin tek sebebinin Özgür Özel’e rahmetli Ferdi Zeyrek tarafından tanıtılması olduğunu bir konuşmasında dile getirdi. Sözünden pişman olmuş olacak ki hemen devamında “tabi tek kriter o değil, dünya kadar değerlendirme yapılıyor” deme ihtiyacı duymuştu. Oysa cümlenin başı doğru, devamı ise uydurmaydı. 

Adı geçen belediye başkanı gibi pek çok belediye başkan adayı “sen, ben, bizim oğlan” anlayışı ile “bireysel tanışıklık” çerçevesinde belirlendi. Sadece Belediye Başkanları değil, örgütü hiçe sayan benzer uygulamalar PM’de de geçerli olmuş ki, bunu da istifa eden Keçiören Belediye Başkanı’na yazdığı Whatsapp mesajlarından öğrendik. Ne demişti Özel: “(…) bana söylediğin çocuğu bile PM’ye soktum” 

İşte bu bakış açısı sebebiyle “kapı kapı dolaşacağız” söylemi imkansız kategorisine giriyor zira Partili olmayan Belediye Başkanlarıyla, partili olmayan PM üyeleriyle, partili olmayan MYK üyeleriyle çalınacak her kapıda “kavga riski” oluşur ve her söz ters teper.

Bunca Rezillikten Sonra Aday Belirleme Araçları Halka Açıklanmalıdır

Ancak yapılabilecek bir şey var! Eğer CHP’ye oy verenler partileri için bir şey yapmak istiyorlarsa Genel Başkanları Özgür Özel’den ve tüm üst yöneticilerden belediye başkanlarının nasıl ve hangi verilerle aday yapıldığını talep etmelidirler. 

Örneğin Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, “örgütün talebiyle mi aday olmuştur, şahısla ilgili yapılan anketler hangi tarihlerde yapılmıştır, hangi sorular sorulmuştur,…” gibi konular mutlaka belgelenmelidir. 

Partinin arşivinde iddia edilen bilgilerin mevcut olduğunu varsayıyoruz, tabi gerçekten yapıldıysa! Bu sayede, seçmenler de kapı çalacakları zaman kimi, ne kadar savunacaklarına karar verebilirler. Aksi halde Uşak’ta çalınacak ilk kapıda soru şu olacaktır: Bu adamı kim aday yaptı ve önümüze koydu?

Elbette üst yönetimden bazı arkadaşlar benim yanıldığımı düşünebilir, onlara da önerim açık: Uşak’taki kapıları, en güçlü kadronuzla, Özgür Özel ve MYK’sıyla çalın. Özgür Özel konuşsun insanlarla ve tüm örgüte de öğretsin kapı nasıl çalınır, kiminle nasıl konuşulur ve yargılamalarla ilgili neler söylenebilir diye! Tabi objektif haber yaptığı için her gün tehdit ettiği gazetecilerden fırsat bulabilirse.

CHP tabanıyla CHP üst yönetimi arasındaki bağ koptu

CHP üst yönetiminin ve Özgür Özel’in bugüne kadarki performanslarını ve mevcut durumlarını göz önüne alırsak, gizli/açık fonlamalarla kalem oynatan / Youtube’da konuşan medyacıların tüm çabalarına rağmen CHP tabanıyla mevcut CHP üst yönetimi arasındaki bağ koptu. 

Örgütlerde çalışan her 10 kişiye karşı partiden uzaklaşmış belki 50 kişi var. CHP hiç olmadığı kadar dağılmış ve ahlaki üstünlükten sonra örgütlü gücünü de kaybetmiş durumda. 

Bunu göre Özel ve ekibi, son koz olarak “sürekli erken seçim” çağrısı yaparak, her sorun çıkarma potansiyeli sergileyene “milletvekili adaylığı vaat ederek” seçim zamanına ulaşmaya çalışıyor. 

Seçim sathımailine girildiğinde ise yine aynı şeyi yapacaklar. Emek veren ama sorun çıkarma potansiyeli olan herkesi liste dışında bırakıp, tüm listeleri eş, dost, akraba temelinde oluşturacaklar. Soran olursa da “anket yaptık” diyecekler. 

Bu anlamda CHP tabanı, bir kırılma noktasında duruyor. Ya Özel ve İmamoğlu kliklerinden partilerini kurtarmak için aktif olarak mücadele edecekler ya da “her gün biri, bir gün hepsi”, CHP’yi ele geçiren klik tarafından tasfiye edilecek. Durum budur. 

Tayfun Şahin, 29 Nisan 2026

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir