İmamoğlu ve Özel’in “Tek Gündem” Yanılgısı

İstihbarat örgütlerinin hedef ülkeye karşı yürüttükleri örtülü/psikolojik operasyonların önemli bir kısmı, ülkenin kendi iç problemlerinden kaynaklanan gerginlik hatlarını takip eder. Dini, politik, ekonomik, etnik sorunlar vb. hedef ülkenin hareket sahasını azaltmak ve dışa doğru adımlar atmasını engellemek için sınırsızca kullanılabilir.

Çoğu durumda halk, manipüle edildiğini ya da göstericiler provoke edildiklerini anlayamazlar zira ortada gerçekten bir sorun olduğuna inanırlar ve kendi haklılıklarından yola çıkarak, başka bir oyunun parçası olduklarına ihtimal veremezler.

Oysa kitleler “çok doğru şeyler yaptıklarını düşünürken” onların taleplerinden tamamen farklı gerekçelerle, mesela bir sınır konusu sebebiyle, dahil olunan ittifakların dinamikleri gereğince ya da hedef ülke yönetiminin tüm dikkatini dışarıdan içeriye çevirerek meşgul edilmesi maksadıyla yönlendirilebilirler, provoke edilebilirler, şiddet sarmalına sürüklenebilirler.

Örneğin, hayali bir ülkede gençler “harç ücretlerinin aşırı yüksekliğini” yurt çapında protesto ederken, komşu ülke istihbaratı, protestoların şiddet gösterilerine dönüşmesi için saha elemanlarını ve sosyal medya ağlarını harekete geçirerek ortalığın kan gölüne dönmesine sebep olabilir.

Gençler, ilk eylemin “haklılığına” olan inançla daha fazla alanları doldururken yabancı istihbarat örgütü çoktan istediğini almış ve ülke yönetiminin kritik dış politik hamlelerinden bir ya da birkaçını engellemiş, geciktirmiş olabilir.

Bu yüzden her toplumsal olayın, her gerginliğin, her çatışmanın görünen/görünmeyen, bilinen/bilinmeyen, tahmin edilebilen/edilemeyen sebepleri ve sonuçları olabilir ki güçlü olanın ayakta kaldığı uluslararası düzende bunlar gayet olağandır. 

Dünyanın içinde bulunduğu eksen değişimi ve yeni bir düzen arayışı durumu da bu tarz operasyonların hemen her fırsatta kullanılabileceği bir ortama işaret etmektedir.

Ne yazık ki Ekrem İmamoğlu’na ve İBB iddiaları sebebiyle tutuklanan kişilere yöneltilen suçlamaların topyekûn reddine ve iddiaların tamamının, kişi ayırt etmeden, inkarına dayalı bir iletişim stratejisi izleyen CHP üst yönetiminin geldiği nokta, açık provokasyonlara imkan sunmaktadır. Özgür Özel ve yakın ekibi farkında olmasa da mevcut durumun kırılganlığı ve provokasyona açıklığı tahmin edilenden çok daha büyük sorunlara sebep olabilir.

Tabanı Sürekli Diri Tutmakla Sürekli Germek Aynı Şey Değildir!

Siyasi partiler, özellikle haksızlığa uğradıklarına inanıyorlarsa ya da bir eylemsellik sürecine girmek istiyorlarsa elbette üyelerini, oy verenleri ve bazen de toplumun farklı kesimlerini harekete geçirmek isteyebilirler ve geniş kitlelerin dinamizmini politik bir güç olarak kullanmayı tercih edebilirler.

Hatta yeterince iyi planlanmış ve üzerinde çalışılmış olmak kaydıyla bazen sırf “daha büyüğünü yapabileceğini” görmek/göstermek için de kitleleri hareketlendirebilirler. Ancak “mahkemelerde” süren bir davayı, varlık-yokluk meselesi olarak tabana dayatıp, tüm eylemleri ve söylemi tek bir kişinin istikbaline bağlayan siyasi partiler, sonsuz bir takipçiliğin ve belirsizliğin parçası haline de gelmiş olurlar.

Özgür Özel’in Genel Başkanlığında ancak Ekrem İmamoğlu’nun yönlendirmesinde olan CHP’nin 19 Mart’tan beri kullandığı söz ve eylem sürekliliğine baktığımızda ortaya çıkan tablo CHP’nin, tabanı diri tutmakla tabanı sürekli germek arasındaki farkı bilmediğini/göz önüne almadığını ayrıca mevcut durumda “tek gündem” saplantısının da sonsuz bir “takipçilik” anlamına geldiğini kavrayamadığını gösteriyor.

Ve ne yazık ki bu tutum, CHP’yi her yönüyle tahmin edilebilir ve her eylemini de provoke edilebilir hale getirmiş oluyor.

CHP’nin Tek Gündemi: Takipçilik!

Tek gündeme dayalı propaganda, normal koşullarda, siyasi partiler için avantajlar barındırır. Lenin tarzı propagandanın da özünü oluşturan sürekli tekrara olanak tanıdığı gibi “gerçeğin dayanılmaz hale getirilmesine” de imkan verir. Kitleler, tek gündemin ağırlığı, göz ardı edilemezliği karşısında mutlaka bir şeyler yapmak zorunda hisseder ve konu varlık-yokluk ekseninde ele alındığı için parti tabanının enerjisi zirve yapar.

Ancak bu seçeneğin olmazsa olması “ahlaki, politik, ideolojik” haklılık ve gündem yapılan konunun bizzat parti tarafından seçilmiş, büyütülmüş, kitleye mal edilmiş olmasıdır! Oysa CHP’nin “tek gündemini” ortaya koyan, partinin kendisi değil bir mahkemedir! Yani mahkeme, gündemi belirlemiştir ve CHP, bu gündemi alıp “varlık-yokluk” şekline sokmuştur!

Yapılan onca miting ve açıklama incelendiğinde bu gündemin “bilinç sıçramasına” sebep olmak bir yana tam tersine kitleyi “körleştirdiği, düşünce sistematiğini bozduğu ve tutsaklaştırdığı” görülecektir.

An itibariyle CHP, mahkeme kararlarının “mutlak takipçisi” olarak hangi mahkeme ne karar verecek diye bekleyen bir parti durumundadır. Ortaya çıkan her iddia aynı zamanda Özgür Özel’in gündemine girmektedir ki bu tam manasıyla sonsuz bir takipçilik zinciri ortaya çıkarmaktadır.

Bir başka deyişle Özgür Özel ve ekibi, mahkemelerden çıkan kararlara ya da tutukluların verdiği ifadelere göre “cevap üreten” pozisyonundadır. Yapılan mitinglerin tamamına katılan ya da dinleyen birinin hiç bir bilinç sıçramasına uğramaması ve tam aksine aklının karışmasının sebebi, gündemi “mahkeme kararlarının ve itirafçıların” belirliyor olmasıdır. Bir mahkeme olumlu bir karar verince “kutlama” yapıp, başka mahkeme aleyhte karar verince “mahkemeyi tanımamak” bir bilinç sıçraması değil savrulma yaratır.

Her gün bir itirafçının iddiasına cevap vermek ise tam anlamıyla kafa karıştırmak hatta “iddiaları yaygınlaştırmak” demektir. Oysa tek gündeme dayalı propagandanın tüm unsurlarını “ortaya koyanın CHP olması” ve tabanın o konuda gerçek bir aydınlanma yaşaması gerekirdi. Ancak tam tersi yapılmaktadır.

Öngörülebilirlik Artık Provoke Edilebilirliktir

Tek gündemi İmamoğlu olan, “her iddia yalan, her itiraf sahte” diyen ve tabanından sonsuz bir destek bekleyen bu anlayış, o kadar öngörülebilir haldedir ki artık Türkiye’yi hedef alan herhangi bir yabancı istihbarat örgütü için provokasyon zemini hazırlamak çok kolaydır.

Üstelik CHP üst yönetiminin “kararlılık” zannettiği pek çok söylem, taban sürece doğru hazırlanmadığı için; korku, endişe, gerginlik ve çaresizlik de üretmektedir.

Örneğin CHP’li Gül Çiftçi kayyım konusunda şunu demiştir: “Siper oluruz, gerekirse bu uğurda ölürüz ama o binaya kayyım sokmayız!”

Benzer şekilde Özgür Özel, “Bu ülkeyi kurtaranlar, bu ülkeyi kuranlar daha kolay şartlarda mı mücadele ettiler? Her şey daha mı uygundu? Ölümü göze aldılar, bu ülkeyi kurtardılar. Gerekirse ölümü göze alacağız, bu ülkeyi bir daha kurtaracağız!”

Bu cümleleri kuranların kişisel cesaretleri konusuna girmeyeceğim ancak ünvan ve temsil yetkisine sahip olan insanlar böyle açıklamalar yapınca artık her şey olasılık dairesi içine girmiş demektir.

Bu açıklamaların sahipleri meşhur Acem palavralarını örnek alıyor olabilir ancak bu kadar büyük kelimelerle konuşulması hem tabanda bir kısım gencin gerçeklik algısını değiştirir ve onları marjinalleştirir, hem küçük olan ama sansasyonel eylemlerle tabanını genişletme çabasındaki radikal sol grupları heveslendirir hem de Türkiye ile derdi olan her istihbarat örgütünün “provokasyon fırsatı” olarak CHP eylemlerini görmesini sağlar. Ok bir kez yaydan çıkınca da ortalığı toparlamak mümkün olmayabilir.

Özgür Özel’in “Hattı Müdafa Yoktur Sathı Müdafa Vardır” İlkesini Öğrenmesi Gerekir

Gelinen nokta  CHP için olduğu kadar CHP tabanı için de çok kritiktir zira partinin tepe yönetimi, Atatürk’ün koltuğunda oturma iddiasına rağmen Atatürk’ü anlamamış görünmektedir.

Mustafa Kemal de “tek gündemli” mücadele yürütmüş bir komutandır! Fakat O’nun tek gündemi “Tam Bağımsızlık” olmuş ve Kurtuluş Savaşını bu ilke üzerinden yürütmüştür. Bu sayede bir cephede yaşanan kayıp halkın ve komuta kademesinin direncini kırmamıştır. Bağımsızlık bilinciyle mücadele eden insanlar “hedefe ulaşana kadar” durmamışlardır. Ortaya konan hedefin son bulacağı tek bir an vardır, o da “son ocağın” sönmesidir. 

“Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları’na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.” diyen, tek gündemi tam bağımsızlık olan Mustafa Kemal’in satıh müdafaasının biteceği nokta işte tam da o yörük çadırının içinde atan “tek bir kalptir!”

Sathı müdafaa etmek yerine hattı hele hele “bir şahsı” müdafaa etmekse Mustafa Kemal’i anlamamak demek olduğu gibi CHP’yi de marjinal sol grupların ve yabancı İstihbarat örgütlerinin oyun alanına çevirmek demektir.

Özgür Özel ve ekibinin bir an evvel gerçeklerle yüzleşmesi, takipçilikten sıyrılması, yanlış üzerine inşa edilmiş tek gündem dayatmasından vazgeçmesi elzemdir. 

Aksi durumda CHP’deki savrulmalar provokasyonlara sebep olacak ve ne Özgür Özel ne de ondan nemalanan yakın çevresi yakın gelecekteki hiç bir olayı kontrol edemeyeceklerdir.

Gerçek CHP’liler gidişata müdahale edip Özel ve ekibini makul bir çizgiye çekemezlerse Özel’in CHP tabanına çok büyük acılar çektireceği bilinmelidir.

Tayfun Şahin, 7 Ekim 20205

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir