Mutlak Butlandan Kılıçdaroğlu’nun Yeniden Doğuşuna, Özgür’ün Pirus Zaferi

Türk kültürünün eşsiz güzelliklerinden biri olan yağlı güreşlerde Cazgırlar, pehlivanlar güreşe başlamadan önce “Salavatlama ya da Dualama” denilen sözler söyleyip hem izleyiciyi hem de pehlivanları güreşe hazırlarlar. Hemen herkesin en az bir kez duyduğu Anonim Salavatlardan birinde şöyle denir:

“(…) Alta düştüm diye yerinme
Üste çıktım diye sevinme
Üste çıkarsan apış
Alta düşersen yapış
Hz.Hamza’dır pirimiz
Yıkılıp yıkmaktır arınız
Elbet yıkacaktır birinizi biriniz
Allah Allah İllallah
Muhammedün Resulullah
(…)”

Aylardır gündemi meşgul eden ve 24 Ekim itibariyle son bulan CHP’nin 38.Kurultay davası geride kaldı. Ancak etkilerinin uzun süreli olacağı da ilk günden itibaren ortaya çıkmış oldu. Meselenin hukuksal yönünü, usül ve esas tartışmalarını hukukçulara bırakıp dava sürecinin neleri değiştirdiğine, asıl zaferin kime ait olduğuna ve bundan sonra nelerin olabileceğine bakmak gerekir kanaatindeyim.

Kılıçdaroğlu’nun Önlenemez Yükselişi!

Medyadaki genel kanıya göre Kılıçdaroğlu, genel başkanlığı kaybettiği 38. Kurultay’dan sonra ikinci kez kaybetti ve siyasi hayatını tamamen noktalamış oldu. Dünden beri “Mutlak butlan, mutlak şutlan!” tekerlemesi sosyal medyada döndürüldüğüne göre, İmamoğlu/Özel trol orduları da aynı şekilde yönlendirilmiş olmalılar. Ancak bu yargı dolu bakış açısının gerçekleri ifade ettiğini düşünmek çok zor. Zira 2023’te yani Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlıktan ayrıldığı günle kıyasladığımızda birkaç noktada Kemal Kılıçdaroğlu önemli kazanımlar elde etmiş görünüyor.

Öncelikle mahkeme sürecinde ortaya çıkan ifadeler, itiraflar, pazarlıklar İmamoğlu/Özel ittifakının zannettiğinden çok daha büyük kırılmalara sebep oldu CHP tabanında. Öyle ki CHP’ye Atatürk üzerinden kutsallık atfeden seçmen bile, ortaya çıkan ifadelerden ve özellikle Ankara pavyonlarında yaşandığı iddia edilen pazarlıklardan sonra, derin bir suskunluğa gömüldü. Ancak daha önemlisi tüm bu süreçte Kılıçdaroğlu yeniden, meşru bir zemine oturdu. Kendisinin çalışma ofisi olarak kullandığı yer, sadece CHP’liler için değil pek çok muhalif seçmen için “uğranılacak, fikir alınacak yer” haline gelirken, Kemal Bey’in dürüstlüğüne yapılan her atıf aslında “CHP’yi ele geçirmiş olan kliğe” bir muhalefet olarak tarihe geçti.

Genel Başkanlığı döneminde pek çok eylemi ve söylemi eleştirilen Kılıçdaroğlu’nun, İmamoğlu/Özel trol ordularının inanılmaz saldırılarına rağmen günlük tartışmaların tarafı olmaması, onun etrafında “güvenli liman” arayanlardan oluşan geniş bir halkanın oluşmasını da sağladı. Bu çok önemliydi zira 8 Kasım 2023’de koltuğunu devrettiğinde bile bu kadar fazla sayıda insanın Kılıçdaroğlu’nu “kurtarıcı” olarak gördüğünü düşünemeyiz.

O gün, her yönüyle eleştirilen Kılıçdaroğlu, bugün, Meclis’te grubu bulunan, AK Parti, CHP, MHP, DEM hariç, her partiden daha fazla oy alabilecek bir figür haline dönüşmüş oldu. Biliyorum ki trol orduları, tam gaz Kılıçdaroğlu’na saldırmaya devam edecekler çünkü onları yöneten ekipler biliyor ki, tüm dava sürecinin sonunda CHP tabanı, tahminlerin ötesinde hayal kırıklıkları yaşadı ve partiden kopma noktasına gelmiş oldu.

Dava sonuçlanmış olsa da cin şişeden bir kez çıktı. Artık, CHP üst yönetiminin kafasının hemen üstünde sallanan bir “Demoklesin Kılıcı” var. O da Kemal Kılıçdaroğlu.

Bu sözlerimin gerçek olduğunu, 2028 yılından önce hep birlikte göreceğiz ve Kılıçdaroğlu’nun 2028’e giden yolun “ana aktörlerinden” biri haline geldiğine de şahitlik edeceğiz. Burada kastım “yeni bir parti kurulması ya da CHP’de seçimler yoluyla Genel Başkanlığı geri alması” değil. Zira an itibariyle bu ikisine de ihtiyaç yok! Kastettiğim şey, Kılıçdaroğlu’nun “bir kanaat önderi” ya da “bir bilen” haline dönüşmüş olması. 2028 senaryosunda, artık Kılıçdaroğlu da bir belirleyici aktördür! İsterse 100 bin imza toplayıp kendisi aday olabilir ki bunu yapacağını düşünmüyorum, isterse eylem ve söylemleriyle CHP’nin yolunu belirleyecek/kesecek kanaat önderi olarak yol yürür, ki bu olasılığın kesin olduğunu düşünüyorum.

Bu noktada referans aldığım kişi Deniz Baykal! Sayın Baykal da Genel Başkanlıktan ayrıldıktan sonra uzun süre sessiz kalmış ancak 2013’ten itibaren, sağlık sorunları yaşayana kadar, CHP tabanı üzerinde büyük etki sahibi olmuştu. Özellikle 2013 Kayseri ziyareti önemlidir. Bugün gelinen nokta da benzerdir. Kılıçdaroğlu, CHP üst yönetiminin hataları sebebiyle artık yadsınamaz bir siyasi güçtür ve 2028 yolunun anahtarlarından biri de kendisinin elinde olacaktır.

Kılıçdaroğlu’nun bir diğer kazanımı, belki de ilk kez, kendi partisine dışarıdan bakma fırsatı bulmuş olmasıdır. Bu sanılandan çok daha büyük bir kırılmadır zira insanların kendi kimliklerinin dışına çıkarak mensup oldukları yapıya bakmaları çok kolay değildir. Dava sürecinden itibaren Kılıçdaroğlu’na o kadar ağır saldırılar gerçekleşti ki bir noktada bu saldırıların “ardındaki yapıya” bakmak zorunda kaldı Kılıçdaroğlu ve bana göre ilk kez CHP’nin içindeki “egemen yapıları” tespit etti! Artık hiç olmadığı kadar CHP uzmanı olduğunu kabul etmek zorundayız zira sadece isimlere değil isimlerin arkasındaki “kliklere” de bakabiliyor Kılıçdaroğlu! Bu yeni durum, 2028’e kadar Kılıçdaroğlu’nun kritik rolünü bir kat daha önemli kılıyor

Mevcut güç denkleminde artık AK Parti-CHP karşıtlığını maksimum seviyeye ulaştırmak olasılık dairesinden çıktı. Bunu yapabilmenin tek yolu: CHP’yi tek sesli hale getirmek ki Kılıçdaroğlu, hiçbir şey yapmasa bile, artık o müsade etmediği sürece CHP tek sesli olamayacaktır. Örneğin, CHP herhangi bir konuda “açılım” yapmTİak isterse “köşesine çekilmiş bile olsa” Kılıçdaroğlu’nun yapacağı tek bir açıklama o açılımı başlamadan bitirebilecektir.

Üstelik Kılıçdaroğlu’nun etrafında toplanan güç, dağılma eğilimine girmesi de imkansız bir güçtür çünkü mevcut yönetimin cevap bulması gereken konular sadece Kurultay değil İBB yolsuzlukları başta olmak üzere, sayısız dava, iddia ve deliller olacaktır. Elbette, Özgür Özel’in “sürekli Kurultaylar” üzerinden partiyi bir arada tutma ve bir kişilik muhalefet boşluğu bile bırakmama stratejisi Kemal bey’in yanında duran ya da İmamoğlu/Özel ekiplerinin yanında durmayan isimlerin bazılarının saf değiştirmesine sebep olabilir ancak burada mevzu makam sahiplerinin tavrı değildir. Önemli olan “tabanın ne yapacağıdır” ki tüm baskı politikaları, tabanın bir gözünün Kılıçdaroğlu’nun üzerinde olmasına sebep olacaktır.

Pirus Zaferiyle Koltuğunu Riske Atan Özgür Özel!

Televizyonlarda zafer pozları veren Özel içinse durum tam tersidir. Zira Özel’in, 38.Kurultay Davasından kurtulmak için “AK Parti içindeki bazı gruplar da dahil, yargıdan ve siyaset dünyasından” kişi ve gruplarla işbirliği içine girdiği anlaşılıyor. Bunu düşünmemizin sebebi de bizzat Özgür Özel! Zira Özel, İstanbul’da devam eden yargılamaların tamamını “güdümlü” olmakla itham ettiğine göre Ankara’daki yargılamaların da bir yönüyle “etkilenebilir” olduğunu kabul etmiş olmalıdır. Bu kabulün doğal sonucuysa “pazarlıklardır.” Şu anda kamuoyu bilmiyor olsa da “her pazarlıkta alınan ve verilen şeyler” olduğu tartışılmaz gerçeklerdir. Alınan şey 38.Kurultay Davasının sonuçlanmasıysa “verilen şey” nedir?

Türkiye’deki mevcut güç dağılımı Özel’in Ak Partili bir grupla/kişiyle anlaştığını düşünmemize imkan verir. Bu doğruysa Özel “davayı” almış ve karşılığında CHP’yi AK Parti içindeki güç mücadelesinin “parçası” haline getirmiş demektir. Belki de CHP tarihinde ilk kez görülen şey budur: Rakip partideki bir grubun gücüne yaslanmak!

Son dönemde AK Parti ve Sayın Cumhurbaşkanı üzerinden yapılan “Erdoğan’dan sonrası” tartışmalarının yoğunluğu bize bu kavganın bir tarafının da “CHP haline” getirildiğini söylemektedir. Özgür Özel ya da onu o koltuğa oturtan klik, AK Parti içinde bir grupla anlaştıysa 2028’den önce “AK Parti’de yaşanacak her türlü değişimin otomatik olarak CHP’yi de etkileyeceği açıktır.”

Özgür Özel’in tadını çıkarmaya çalıştığı zaferin aslında bir zafer olmadığını düşünmemiz için ikinci gerekçe, dava sürecinde tüm gündemin “CHP üzerinden” inşa edilmiş olmasıdır. Buna İmamoğlu’nun ve diğer belediyelerin davaları da eklendiğinde geriye kalan tek şey CHP’lilerin CHP’liler hakkında söyledikleri olacaktır. Bu anlamda kaybeden CHP üst yönetiminden başkası olmayacaktır. Zaten pek çok Genel Başkan Yardımcısının da iddialara muhatap olması, 2028’e kadar bu durumun değişmeyeceğinin göstergesidir. Her gün ve her ay yeni bir iddia ortaya çıkacak ve yakın zamanda CHP milletvekillerinin de suçlamalara maruz kalmasıyla siyaset tamamen “CHP tartışmasına” dönüşecektir. İşte bu durumda bile yine ve yeniden CHP tabanındaki başlar Kılıçdaroğlu’na dönecektir.

Trol Orduları Kaybetti, Trol Ordularının Sahipleri Kendilerini Tüketti!

Dava boyunca, özellikle Twitter’da o kadar çok küfür, hakaret, aşağılama görüldü ki en koyu Özel ya da İmamoğlu fanatiği bile “bu kadarı da fazla” noktasına evrildi. Ancak trol şefleri “alacakları paranın coşkusuyla muhtemelen” ara vermeden seviyeyi dibe kadar düşürdüler ve hemen her muhalife ağza alınmayacak şekillerde saldırdılar. Bu derece “aşırı kullanımın” ciddi bir sürdürülebilirlik sorunu ortaya çıkardığı malumdur. Ancak her sorunu trollerle aşma alışkanlığının trol ordularını büyüteceği de bir başka gerçektir. Demek ki CHP üst yönetimi 2028’e kadar daha fazla trol yatırımı yapacak ama onlar bu yatırımları yaparken aslında gerçek insanları kaybedecekler. Bu yolun çıkmaz sokak olduğu da acı deneyimlerle öğrenilmiş olacak.

Ancak mesele sadece trollük değil elbette. Göreceğiz ki bu trol orduları başka sorunların da parçası olacaklar. Örneğin seçim zamanı yaklaştığında, hala İmamoğlu/Özel ekibi CHP’nin başındaysa, “ittifak yapacak” kimseyi bulamayacaklarını tahmin etmek gerekir. Bu durumun tek istisnasıysa TİP (Türkiye İşçi Partisi). Dava sürecinde ve genel anlamda İBB sürecinde, 2028’e giden yolda CHP-TİP ittifakının ortaya çıkacağını ön görebiliriz. Bunun ilk işaretini de hemen 28-30 Kasım tarihlerinde yapılacak CHP 39’uncu Olağan Kurultayında göreceğiz. Sipariş usulü hazırlanacak olan yeni CHP Programının “CHP-TİP İttifak Programı” olacağına hep beraber tanık olacağız. Zaten İmamoğlu/Özel ekiplerinin siyaset yapma tarzının da TİP’in “ergenliğe dayalı” siyaset tarzının aynısı olduğu rahatlıkla görülecektir. Sera Kadıgil’i milletvekili yapıp TİP’e uğurlayan Bülent Tezcan gibi “Zoom Çetesi” üyelerinin de hiçbir işe yaramayan ama bol bol “atar içeren” siyaset tarzını benimsedikleri görülüyor. Bu anlamda CHP’nin ergenleşerek TİP’le aynı çizgiye geleceği muhakkak.

En Büyük Kaybeden CHP Tabanı

Ne yazık ki son 25 yılda olduğu gibi, dava sürecinin de en büyük kaybedeni Atatürkçü CHP tabanı! Zira CHP’yi ele geçiren klik, en sıkıştığı anda yeniden ve hep bir ağızdan Atatürk sömürüsü yaparak, Atatürk’ün koltuğu diyerek CHP tabanını bir kez daha kandırdılar. Dava sonuçlandığına göre CHP Programı değişene kadar artık Atatürk demeyeceklerine emin olabilirsiniz. Zaten programda da Atatürk’ün fikirlerini bulmaları mümkün olmayacak. Zira CHP’yi ele geçiren kliğin Türkiye gibi bir derdi olmadığı gibi tek stratejik kararları da “AK Parti ne yaparsa tersini yap” dışında bir şey değil. Bu bakış açısı CHP’yi her kritik dönemeçte sadece AK Parti karşıtı yapmıyor aynı zamanda Cumhuriyet ve Türk Milleti karşıtı da yapabiliyor. Görünen o ki CHP tabanı bir süre daha aldatılmaya devam edilecek. Ancak hiç bir şartlanmışlık sonsuza kadar sürmeyeceği için bir gün Atatürkçü taban da tutsaklıktan kurtulacaktır.

Ez cümle, gelinen nokta, İmamoğlu/Özel ekibinin iddialarının aksine büyük bir yenilginin ilk adımıdır. CHP; içindeki çürük elmalardan temizlenmek yerine çürük elmaları sağlamların arasına yerleştirmiş ve tüm partiyi riske atmıştır. 38.Kurultay Davasının ortaya çıkardığı menfaat ilişkilerini de bir başka pazarlıkla aşarak günü kurtarmış ama geleceği ipotek etmişlerdir. Ortada hala bir büyük hikaye yoktur ve İmamoğlu/Özel ittifakı sadece kendi ikballeri için yol ve yöntem aramaktadır. Ancak bu süreç Kılıçdaroğlu’nu hem geçmiş 13 yıldaki sorunlar sebebiyle aklamış hem de meşru bir siyasetçi/kanaat önderi olarak yeniden “kilit bir siyasi figür” haline getirmiştir. Artık Kılıçdaroğlu, CHP’nin en büyük zaaf noktasıdır zira 2028’e giden yolda attıkları her adımda Kılıçdaroğlu’nun “olası hamlesini” göz önüne almak zorunda kalacaklardır.

Kılıçdaroğlu, 2023 Kasım’ına göre çok daha güçlüdür ve şartlar O’nu bu gücü kullanmaya itecektir. Kılıçdaroğlu’nun etrafındaki bir kaç milletvekilinin Özel’in yanına geçmesinin hiç bir anlamı olmayacaktır. CHP’nin 39. Olağan Kurultayından sonra tüm kartlar yeniden dağıtılacak ve CHP üst yönetimi taktik adımlar içinde savrula savrula zayıflamaya devam edecektir. Bu günün bize gösterdiği tablo hem Kılıçdaroğlu hem de İmamoğlu/Özel ekibi için, Kırkpınar çayırında halka ve pehlivanlara seslenen Cazgır’ın Salavatnamesindeki gibidir ve taraflardan biri elbet yıkılacaktır:

“(…) Alta düştüm diye yerinme
Üste çıktım diye sevinme
Üste çıkarsan apış
Alta düşersen yapış
Hz.Hamza’dır pirimiz
Yıkılıp yıkmaktır arınız
Elbet yıkacaktır birinizi biriniz
Allah Allah İllallah
Muhammedün Resulullah
(…)”

Tayfun Şahin, 27 Ekim 2025

Tayfun Şahin, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi mezunudur. İletişim, Propaganda, İstihbarat ve Türk Devrim Tarihi konularında çalışmalar yapmıştır. İlk gençlik yıllarından itibaren çeşitli dergi, gazete ve internet sitelerinde yazıları yayınlanmıştır. Strateji, jeopolitik, güvenlik, istihbarat, politika, yakın tarih, NATO, ABD-Çin rekabeti ve benzer konular ilgi alanlarını oluşturmaktadır.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir